Çarşamba, Haziran 20

Anadolu'da Hedef Koymak



Samsun’a gittim ve dört sene orada görev yaptım. İkinci Lig’den çıktık, aynı sezon 1. Lig’i üçüncü bitirdik. Tanju (Çolak), Rıfat (Benli) gibi yetenekli çocuklar vardı. Tanju; son derece disiplinli, idman kaçırmayan, devamlı çalışan, takımla yaptığının üstüne bir de özel olarak bireysel idman yapan bir çocuktu. Kendine iyi bakardı. Bir tek sıkıntısı var; konuşmalarında itici davranıyor, nerede nasıl davranması gerektiğini bilmiyordu. Samsun’a ilk gittiğimde orta saha oynuyordu ama santrfor özellikleri vardı. Bana göre, ayağının içini dünyada en iyi kullanan oyunculardan biriydi. Şut atmazdı o; yakalarsa ayağının içiyle direkt kalenin içine bırakırdı. Bir de tekrar metoduyla kafa vuruşunu geliştirmiştik. Bir taraftan Rıfat (Benli), öbür taraftan da Zafer (Çabalar) ortalardı. Tanju’ya haftada en az 250 kafa vuruşu yaptırırdım. Tanju’yu böylece santrfor yaptık.

Ertuğrul (Sağlam) da öğrencimdi, ona çok kızardım. Biraz topa ürkekliği vardı. Diğer oyunculara, bilerek “Sert oynayın!” derdim. Ancak antrenör olarak başardığı şeye saygım büyük. Bu ülkede üç İstanbul takımı şampiyon olur, kural budur bir bakıma. Bu yüzden Anadolu takımı futbolcularını inandırmak çok zordur. Bursaspor’u çalıştırdığım sezon (1980-1981) şampiyonluk yarışında çok fazla takım vardı. Galatasaray’ı yenmişiz, Beşiktaş’a beş gol atmışız. Topladım futbolcuları, “Bana bu dünyada en çok istediğim şeyi sorun” dedim. Sordular, cevap verdim: “Bursaspor ile şampiyon olmak, o takımın fotoğrafını evimin duvarına asmak ve torunlarıma bunun hikâyesini gururla anlatmak istiyorum.” Hepsi güldü, “Hocam bırak ya, ne şampiyonluğu” falan... Bu inançsızlık art arda mağlubiyetler getirdi. Çok iyi bir takımımız vardı hâlbuki. Samsun’da da yaşandı. Beşiktaş’ı yenmişsin, Fenerbahçe’yi iki kere mağlup etmişsin ama oyuncuların “Hocam, bizden şampiyon olmaz. Üçüncü olalım iyidir işte” diyebiliyor.

Fethi Demircan / Socrates Ağustos 2017

Hiç yorum yok: