Salı, Ocak 19

39 Numara


Fenerbahçe'ye bir devre arasında transfer edilen Nicolas Anelka, 39 numaralı formayı giydi. İlk maçını deplasmanda kırmızı-beyazlı rakibi Samsunspor'a karşı oynadı. Teknik direktör Daum onu oyuna sonradan aldı. Oyuna girerken Fenerbahçe kazanamıyordu, oyuna girdikten sonra Fenerbahçe gol attı ama yine de maçı Fenerbahçe kazanamadı.

Fenerbahçe'ye bir devre arasında transfer edilen Gökhan Ünal, 39 numaralı formayı giydi. İlk maçını deplasmanda kırmızı-beyazlı rakibi Antalyaspor'a karşı oynadı. Teknik direktör Daum onu oyuna sonradan aldı. Oyuna girerken Fenerbahçe kazanamıyordu, oyuna girdikten sonra Fenerbahçe gol attı ama yine de maçı Fenerbahçe kazanamadı.

Ve bu sayede Gökhan Ünal ile Nicolas Anelka aynı yazıda yan yana gelebildi.

Pazartesi, Ocak 18

Şirin Bile Gol Atmış


Abdülkerim Durmaz 4-4-2 ocak sayısında anlatıyor:

"Kova Yaşar, Almanya'da kapalı salon turnuvasında Mattheus'dan okkalı bir gol yemişti. Gol olduğunda Mattheus'un ayağı Yaşar Ağabey'in kafasına gelmişti. Geldi özür diledi, başını okşadı. Yaşar ağabey de ''At ulan! Sen topçunun kralısın, bana Türkiye'de Şirin bile gol atmışken golü atan sen ol!'' demişti."

Dün-Bugün

2005 senesi Kapalı. Beşte iki bir oran yakalandı. Arda kaptan oldu, Uğur her kanat bindirmesinde ''ur,ur, ur, ur, ur'' oldu.



Dün gece Kapalı. Çetin, Berkin, Emre. Bekliyoruz.

Galatasaray 5-1 Denizli Belediyespor


Türkiye Kupası sayesinde bu sezon ikinci defa bir alt lig takımıyla karşılaştık. Bu maç için stadyuma gitmek, taraftarlığın en üst noktalarından biridir bence. Pazar günü 8 buçukta, ocak ayının ortasında, muhtelemen kazanacağın, hatta kaybetsen bile bir soruna yol açmayacak maça gitmenin akla ve mantığa bir uygun tarafı yok gibi gözüküyor.

Oysa var. Çünkü futboldan öğrendiğimiz onlarca şeyden biri, futbolda (ve tabi ki hayatta) her zaman her şeyin olabileceğidir.

Daha öncede çok kupa maçı oynadık. Alt lig takımlarıyla da. Farklı da yendik çok defa. Yani daha önce gördüğümüz onca şeyi bir kez daha görecektik. Yeni bir şey yaşanacağını sanmıyordum. O nedenle bir işim çıksa da maça gitmesem diye de düşünmedim değil. Fakat bu da bir kısır döngü. Hayatı Galatasaray üzerine kurunca, Denizli Belediyespor maçının saatinde seni maçtan alıkoyacak bir iş çıkmıyor.

İlk yarıda yaşanan herşeyi bu sezon daha önce yaşamaştık. Caner Erkin arka direğe gelip kafa golü atmıştı (Trabzonspor maçı). Barış Özbek bir devrede 2 gol atmıştı (Netenya maçı). Tribün maç kopunca Fenerbahçe tezahüratlarına girmişti (Dinamo Bükreş maçı). Son 3 ayda yaşanan şeyler bir kez daha yaşanıyordu.

Maç kopunca stadyumdan çıkıp sıcak evime gitmeyi bile aklımdan geçirdim. Daha önce hiç yapmadığım bir şeydi, cesaret bulamadım. Daha sonra pişman olabileceğim bir şey olabilirdi.

İkinci yarı başladı. Gol yedik. Sahada 37 numaralı bir çocuk koşuyor. Gençler oyuna giriyor, takıma ısınıyor. Bunları da daha önce yaşadık. Berkin, Çetin, Serdar. Peki bu hangisiydi.

Demir'e mesaj atıyorum; 37 numara kim diyorum. 5 dakika sonra o 37 numara 2 gol atmış şekilde tribünü selamlıyordu. Demir'den mesaj gelmiyor ama o esnada tüm Sami Yen çocuğun adını Türkiye'ye ezberletiyor.

Denizli Belediyespor maçı belki de 2 sene sonra unutulacak bir maç gibi duruyordu. Fakat şimdi, Emre Çolak takımda oynadıkça, yani umarım seneler sonra bile, muhabbetlerde geçecek bir maç konumuna geldi. Maçlara niye gidiyoruz, niye gitmeliyizin cevabını aldık. Yıllar sonra Emre Çolak'ın Sami Yen'de gol attığı ilk maçta ben oradaydım diyebilmenin hazzı için.

Maç için ekstra söylenecek pek birşey yok. Ama şunu yazmadan yazıyı noktalamak olmaz. Nonda'yı ıslıklayan, yuhalayan adamlar, ahlaksız, serefsiz, ikiyüzlü, nankör insanlardır. Kapalı'nın ortası 3-5 kişiyi tokatlasaydı üzülmezdim.

Nonda'nın maçı bırakıp tribünü selamlamasını görmek için bile maça gelinirdi. Anlık bir olaydı, youtube'da falan da göremez kimse. Biz gördük sadece.

''Bizim için sağ tarafa koy, Nonda koy, Nonda koy.''

Boleslav Belediyespor

Sene 2006 haziran. Gerets, Arda'yi 1 sezon daha kiralamak isterken, Carrusca sakatlanıyor. Arda 1-2 maç daha oynayıp gidecek takımdan. Fakat öyle olmuyor. Mlade Boleslav'a 2 gol atıyor Arda. Kapalı'dan yeni bir yıldızın doğuşunu izliyorduk.
Tamam farkındayız. Rakip Denizli Belediyespor. Basit bir kupa maçı. Goller de Arda'nın ilk maçında attıkları kadar akıl dolu goller değil, biri penaltı olmak üzere 2 duran top. Ame Emre Çolak, Sami Yen'e 2 golle merhaba dedi. Benzerlik kurmamak olmaz. Üstelik topun başına geçtiği 2 pozisyonda da ona yol veren 3.5 sene öncesinin genci, şimdinin kaptanı Arda.

Denizli Belediyespor karşısında skoru 5-1'e getiren bir gole bütün stadın bu kadar coşkuyla sevinceğini tahmin etmezdim.

Pazar, Ocak 17

Zincir ve halkaları

Nicolas Anelka: Takım stoper diye bas bas bağırırken, 13 milyon euroya geldi. Fenerbahçe tarihinin en zengin hücum hattının oluşmasına yardımcı olduysa da, şampiyonluk maçında Marcio Nobre'nin yedeğiydi. Bugün Premier League gol kralı...
Mateja Kezman: 40 gol atarım diye geldi, her maçında rakip stoperlerin arasında kaşarlı tost oldu. Chelsea ve Atletcio etiketiyle geldi, bir penaltı için porfavor dedi (ki kaçırdı onu da), are you player sorusuna maruz kaldı, help diye bağırdı.
Daniel Guiza: İspanya gol kralı olarak geldi. Kezman'dan ağzı yanan camia büyük sabır gösterdi. İlk zamanlar çalışkanlığıyla alkış aldı, gol kaçırdıkça kale direklerine sarıldı, ben bir bok beceremem" yüz ifadesi ile akıllarda kaldı. Hala oynuyor ve kendisinden beklentiler azalmış değil.
Ve Gökhan Ünal: Üçü içinde en az beklentiyle gelen, taraftarı en çok mutsuz eden transfer. Benim de şahsen hiçbir beklentim yok Gökhan'dan. Gölge etmesin yeter. Yukarıdaki üçlünün ortak özelliği Beşiktaş maçlarında coşmalarıydı, Gökhan da bunu yapar belki en fazla.
***
Zincirin halkaları bunlar. Zincir ise Aziz Yıldırım'ın başarısız forvet transfer politikası. O Fenerbahçe forvetine transfer yapıyor. Halbuki transferi Alex'in önüne yapması lazım, ya da Alex'ten vazgeçmesi lazım... İkinci şıkkı düşünmediğini, Brezilyalı'nın en kötü döneminde (o dönemin sonunda Fenerbahçe'nin şampiyon olduğunu ve Alex'in sezonu gol kralı tamamladığını ekleyelim) onu ayakta alkışlayarak gösterdi, diğerini anlayana kadar da sanırım Alex futbolu bırakacak...

La Liga'da Cumartesi

Barcelona ışık saçmaya devam ediyor.

Real Madrid ince çizginin üzerinde yürüyor.

Cumartesi, Ocak 16

Bileti Kesildi

Kariyerinin zirve noktasını bizim şehrimizde yaşayan Rafael Benitez, dibe doğru ilerlemeye devam ediyor. Liverpool, Stoke City'i de geçemedi. Stoke City taraftarları, Benitez'in bileti kesti.

Cuma, Ocak 15

Önünde Sonunda


Kariyerinin bir bölümünde parlayan her futbolcu bir şekilde İstanbul'u tadacaktır.

Gökhan ve Mehmet artık Kadıköy'de. Bu afişler çöplerde. Türkiye'nin gol kralı Fenerbahçe'ye geldi, Fenerbahçeliler mutsuz, Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar tehlikeyi atlattıkları için "oh" çekiyor, Trabzon'da kutlamalar başladı.

Kayserisporlu futbolcular kariyer planlamasını Süleyman Hurma'ya bırakmasın.

Fenerbahçe Rehabilitasyon Merkezi

Sporcu ahlakı tartışılan, hakkında; saç ektirdiği için 1 yıldır kafa topuna çıkmıyor denilen, günübirlik Batum'a gidip alem yaptığı söylenen ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, asıl en önemli sebep olarak bana göre Fenerbahçe'nin neredeyse 6 yıldır, Alex'ten beri oynamakta olduğu oyun formatına uymayan bir forveti transfer ettik. Üstelik Trabzonspor'da bu sezon gösterdiği performans oldukça kötü ve bir üst kademe atlatacak seviyede kesinlikle değil. E peki adama sormazlar mı burası neresi diye? Rehabilitasyon merkezi mi abi burası? Elimizde zaten bunun hazır formsuz İspanyol versiyonu varken, gidip bir de formsuz adamı alıp niye sabır göstermek zorunda bırakılıyoruz?
***
Ofansif adam mı istiyor hoca, yılda 2.3 milyon euro verdiğin Deivid'in forma girmesini ve doğal olarak da forma giymesini sağlasın o zaman. Çünkü zaten formda bir Deivid yedek kalmaz bu takımda. Ya da hiç yapmasın transfer, ilk yarıda hemen hemen yararlanmadığı Özer'in ikinci yarıda yeni bir transfer gibi takıma gireceğini düşünürsek çok da gerekli değildi sanki. Belki A.Gücü'nden Metin Akan transfer edilebilirdi. Ligde beğendiğim ender oyunculardan... Neyse bu tamamen benim fikrim zaten.
***
Özetle Gökhan Ünal transferi Aziz Yıldırım'ın yabancı sayısının sınırsız olmasını sağlayamadıktan sonra ki transfer politikası olan biraz kalbur üstü, isim yapmış yerli oyuncu transfer etme politikasının son halkasıdır. 2008'de 14 milyon euro, Guiza'dan önce Nihat'a teklif edilmişti, Emre o sene geldi, bu yıl Mehmet Topuz ve Özer, yine geçtiğimiz yıllarda Hem Topuz hem Gökhan Ünal için ciddi teklifler, gereksiz bir Arda girişimi ve en nihayetinde ligin en overrated golcüsü. Bir yanlış Aziz Yıldırım transferi daha... Camiaya hayırlı olsun.

İhale Justin'de İzlenir


Bu ihale hakkında yazılacak çizilecek çok şey var. Herkes de yazıyor zaten. Benim bir daha yazmama gerek yok. Aktarılan para, kazanılan para, paranın büyüklüğü, ihale kuralları, şartnameler, faizler, vergiler, decoderler vs... Bunlar sanırım buranın konusu değil. İhale hakkındaki yorumu farklı bir açıdan yapmak lazım. Milletçe birlik ve beraberliğe ihtiyaç olduğumuz şu günlerde, bıraktık işi gücü bütün millet ihaleyi izledik. Spor kanalları, ekonomi kanalları, haber kanalları, ulusal kanallar, bütün tv kanalları ihaleyi naklen yayınladı.

Sanırım Türkiye, EURO 2008'den sonra ilk defa birşeye aynı anda bu kadar kitlendi. Türkiye-Senegal maçına yaklaşan bir atmosfer vardı hatta belki de. Tek farkı, toplu olarak herkesin beraber cafelerde sokaklarda izlediği bir karşılaşma değildi. Bu da herkesin çoğunluğun internete yönelmesine neden oldu.

Takım elbiseli abilerin yaptığı resmi ihale süreci, forumlarda, msn pencerlerinde, Twitter'da espiri yağmuruna döndü.

Güzel oldu. Bir anı oldu. Bu da bir maçtı işte. Hani gazetelerin yeni modası başladı ya, bazı olaylardan sonra "forumlarda neler dediler" haberi yapıyorlar. Bu yazının sonu da bu olsun. Tribün Dergi'den aldığım bazı yorumlar, aralarında FD, Ariel Ortega gibi bloggerlar da var:

-Justin TV az sonra 500 milyon doları koyup olayı bitirir
-Beynimin içinde yankılanan ses...''Yeni bir teklif vermek istiyor musunuz?''
-lütfi arıboğandan mola gelebilir
-Kaç mola hakkı var takımların?
-Molalarda neden reklam girmiyor
-Zam geliyor zam. kahvelerde, lokallerde bilumum içeceklere zam habercisi bu ihale. Giriş ücreti de cabası.
-Tüüü sizin kalıbınıza milyar dolarlık şirketler 50 50 50 fiyat veriyorlar.
-Digitürkçüler battık biz gibi bakıyor.
-Yahu Lütfi Arıboğan sorsun işte "300 milyonu veremeyecek var mı?" "var" diyen yoksa devam etsinler..
-digitürk genel müdürünün gözlüğü çıkarmadan fiyat söyleyememesine uyuz oldum. bırak olm dursun işte gözünde
-Telekom tam Yunanistan gibi oynuyor....Ender gelişen ataklar....Genelde savunmaya dayalı....Ama tempoyu elde tutuyorlar...
-karamehmet kağıda 74 hollanda kadrosunu yazıyor sanırım. koptu gitti herif.
Hocam 307 dediler
Ya bırak usta, bak şu kadroya cruijff, neeskens piyuuuu
-ihale, ligin kendisinden daha heycanlı
-Telekom birazdan 307 milyon + Gökhan ünal teklif eder. Şİmdi moda Gökhan ünal.
telekomcu adamının bakışlarını kes nası koyuyoz lan der gibi
-"Bu bedele attırmayı düşünüyor musunuz?" de Lütfi bir kere bakalım ne olacak...
-tt'nin söylediği her bin dolarcık bize yol köprü su olarak geri dönecekmiş gibi, hadi bakalım
-Bizim başkan olsa(demirören) 500e itelerlerdi..
-TT Haldun Üstüneli yollasaydı 2 dakkaya baglardı işi
-bi gün ben de bu ihalelerde kalem kağıt tutan , fısırdaşan bi adam olucam inşallah
-Hakan çıktı TRT'ye...Yine başladı "bizim zamanımızda böyle paralar almadık" bıdı bıdı...
-bitti ulaaaaaaaaaaaan. lütfen silahla sevinmeyelim lütfen.

Bu da benim favorim:
ihaleyi bile justin tv'den takip ediyorum, bunlar niye bu kadar uğraşıyor...

Kısaca, sıkıcı geçen devre arasının en keyifli günlerinden biriydi. Futbol topunu görmedik, ama isminin geçmesi bile yetti. İhale hayırlı olsun. Bana kalırsa asıl ihale yazın yapılacak. Hangi kahvehane alacak ihaleyi o önemli. Bizim maçları izlediğimiz yerler belli. Bu arada seneye kombine almayı düşünmek lazım galiba.

Bird Hunter



İnternette bu ara çok geziyor bu video. Biz de buraya taşıyalım. Lucas Neill, sahada yer alan bir kuşu topla vuruyor. Güne gülerek başladım. Ezeli rekabetin sanal boyutuna da ayrı bir tarz getirdi. Lucas Neill de hoş geldi.

Perşembe, Ocak 14

Yıldız


Haftalardır kötü giden Juventus, dün Napoli'yi mağlup etti ve biraz nefes aldı. En derin şekilde "oh" çeken ise tartışılan teknik direktör Ciro Ferrara oldu. Ferrara'yı rahatlatan, bir efsane. Ferrara futbolcuyken de bu takımın yıldızı olan, o teknik direktörken onu kurtaran da aynı isim. Alessandro Del Piero attığı 2 golle maça damgasını vurdu. Bu tarz futbolcular için sadece tek bir şey söylenir: Efsaneler bitmez.

Birlik ve Beraberlik



Bu sezon Kocaelispor'u ve takım kaptanı Serdar Topraktepe'yi çok yazdık daha da yazacağız. Sıkıntısı çok olan kulüp, mücadelesine devam ediyor. Anadolu'daki birçok takımın yaşadığı sıkıntıları yaşıyorlar aslında. Başrolde parasızlık ve sahipsizlik var.

Fakat Kocaelispor'u diğerlerinden ayıran nokta, futbolcuların pes etmemesi. Seviyoruz böyle hikayeleri. Zor durumda olan takım, mücadelesine devam ediyor. Takım ve tribün kaynaşıyor. Geçen sene Sakaryaspor sayesinde izlemiştik böyle bir mücadeleyi. Sonu ne yazık ki iyi bitmemişti.

Bu sezon sıra komşu şehrin takımı Kocaelispor'da. Dün gece Kocaelispor'un taraftar grubu Hodri Meydan Grubu bir yürüyüş düzenledi. Adını da Birlik ve Beraberlik Yürüyüşü koydu. Buraya kadar herşey normal sayılır. Bu yürüyüşlerden çok yapılıyor. Fakat fark ayrıntıda. Yürüyüşe katılanlar arasında futbolcular da var. Serdar önderliğindeki futbolcular yürüyüşün adının hakkını vermesine neden olmuş.

Yürüyüş nelere vesile oluruz belli olmaz. Ama tribün,halk ve futbolcular aynı platformda buluşursa bu zorlu mücadelede büyük bir adım atılmış demektir. İkinci yarı bu hafta sonu başlıyor. Merakla bekliyorum Kocaelispor'u. Yürüyedursunlar.

Ayrıntılar için şuraya bakabilirsiniz.

Çarşamba, Ocak 13

Son 16'ya Kaldık


Ligde sıkıntılı günler geçiren erkek basketbol takımı Avrupa'da son 16'ya kaldı. Lig benim için heyecanını kaybetti. 2-3 hafta önce, Tofaş'ın, Mersin'in maçlarına bakıyordum. Şimdi umrumda değil.

Kaybolan heyecanı Avrupa'da bulduk. Teramo'yu mağlup ederek son 16'ya kaldık. 2 sene evvel yarı final oynamıştık, bu sene bakalım neler olacak?

Kadro kağıt üstünde zayıf gözüküyor ama takım olma yolunda çok büyük adım atıldı. Bunu yıllardır görmüyorduk. Hücum setleri, savunma kurgusu hiç alışık olmadığımız kadar sistemli. Bunun için sanırım önce Cem Akdağ ve ekibine, sonra da bu takımdaşlık duygusunu sağlayan Cemal Nalga olayının baş kahramanlarına teşekkür etmek lazım.

Yıllar önce bu takımda oynarken saçımı boşan yolan Fatih şimdi savunmada çok büyük işler yapıyor. Yabancılardan sürekli dilimiz yanarken bu sene Jasaitis, Rancik, Wilkinson gibi 3 takım elemanı buluyor. Washington çılgınlığıyla ayrı bir renk katıyor. Evren ve Murat'ın katkıları da beklenenden daha fazla. Pota altındakı sıkıntı ise en büyük korkum.

Herşey yolunda yani. Şimdi rakipler Valencia, Kazan ve Hapoel. İlerlediğimiz kadar ilerleleyelim, bir de Jasaitis seneye de takımda kalsın.