Salı, Haziran 14

Palermo'nun Vedası


Martin Palermo ile ilgili anımız çok. Çok ilginç bir karakterdi. Çok ilginç hikayeleri vardı. Hikayeli topçuları, hikayeli insanları severiz. Bundan sonra ne yapar ne eder bilmiyoruz. Noktayı dünyanın en güzel stadlarından birinde La Bombonera'da koydu. Veya virgülü. Ortadan kaybolacağını sanmıyorum, yeni hikayeleri gelecektir.

Böyle bir veda yaşayan futbolcu azdır; ama bir de kahramanlarının vedasına gelenler var. Bir kahramana sahip olmak da güzel bir şey. Onun özel bir gününde yanında olmak da unutulmaz.

Pazartesi, Haziran 13

Uzlaşmak İstemiyorum

Garip bir dönem yaşıyoruz sanırım. Veya hep öyleydi de şimdi yaş artınca biz de iyice içine girdik. Bu garipliğe, hayatımıza yeni yeni giren olgular da eklenince karışıklık zirve yapıyor.

Beşiktaşlı birkaç kişi Twitter'da TFF Başkanı Mahmut Özgener'e hakaret etmiş. Bilişim Suçları bu kişileri tespit etmiş ve ifadelerini almış. İfade yukarıda.

Kafamda çok soru var. Bedduaya (Allah Belanı Versin) yaptırım ne olabilir mesela? Ve bu bilişimde farklı, stadda farklı mıdır? Geçen sezon Beşiktaş'ın İnönü'de oynadığı Sivasspor maçında tribündeydim. O gün Mahmut Özgener'e tezahürat eşliğinde bela okumayan yoktu. O insanların bu insanlardan farkı neydi?

Yeni yasa bu konularda ne yapıyor, olayı nedir? 2 gün önce Abdiİpekçi önünde elimizden biraları alan Çevik Kuvvet amirleri gibi; bilişim suçları da istediği gibi evden alabilir mi?

Bunları cevaplamak zor. Belki şu an ben de bilişim suçu işliyorum, emin değilim. Ama bu olayda en dikkat çekici husus şurası; tweet'i atıp ifadesi alınanlar geri vites yapmamış. Evet biz yaptık, biz de tweet yazdık, hep bir ağızdan sana bağırdık der gibi ifade vermişler.

Galatasaray 74 - 85 Fenerbahçe


Aslında zirvede bırakmalıydık. Perşembe günkü muhteşem maç ve kazanılan galibiyet yeterdi. Doymadık. Evimizde oynayacağımız 2.maç için kastık. Bilet bulmak için abandık. Sonunda bulduk da. Son 5 senede tribünden izlediğim maçlarda toplam 5 Fenerbahçe galibiyeti görmemişken, 1 gün arayla 2 Fenerbahçe galibiyeti görmek; bünye kaldırmazdı, alışık değildi. Şımarıklık olurdu.

İtiraf etmek gerekir son 10 yılın en iyi basketbol kadrosuna sahip rakibimiz. Ukiç'i, Preldziç'i izlemek bir zevk. Bizim Caner'den beklediğimizi, Caner'in aldığı görevi orada Jasikevicius yapıyor. Öyle bir takımı bu sene 2 kez yenmek bile önemli. Geçen sene yaşananlardan sonra buraya yükselmek önemli. Bunlar hep pozitif şeyler. Zaten maça gitme isteğinin altında yatan da biraz buydu. Bu takımın sezonun son maçlarında kazansa da kaybetse de yanında olabilmek bir sosyal sorumluluktu.

Polis abilerimizin gereksiz uygulamalarıyla canımız sıkılarak maça girdik. En azından maça girdik, buna da şükür. Yine kalabalık. Gözler Shumpert'ta. Isınma esnasında bile sıkıntısı olduğu belli. Rancik yine sivil giyinmiş. Fenerbahçeli oyuncuları Erbil ısındırıyor. Çok daha fazla konsantreler. Soktukları her toptan sonra birbirlerine sarılıyorlar. Preldziç, kendisine tribünden taşanlara gülerek yanıt veriyor.

İlk periyot facia şeklinde geçti diyebiliriz. Ribaund almakta zorlandık diyemem, neredeyse hiç alamadık. Lavrinoviç gibi bir adam hızlı hücumdan sayı buldu. İlk maçta Ömer Onan skor yükünü çekiyordu, şimdi Lavrinoviç fırladı. Periyodu 6 sayı önde bitirdiler neyse ki; Shumpert iyi atıyordu.

İkinci periyot ne güzel başlamıştı. Andriç falan iyidi. Shumpert kenardaydı ama hiç aramıyorduk. Farkı baya açmıştık. Ama Bodiroga girdi oyuna, ağırlığını koydu. Emir sayesinde geri döndüler. Son topta bir de Lavrinoviç tipledi. Ermal orada topu alsa, dışarıya vurmasa... 12-4lük seriyle girdik soyunma odasına. Canımız sıkıldı.

3.periyot Galatasaray'ın bu senesinin özeti. Bir iflas anı. Neden böyle oluyor anlamak mümkün değil. "Alan savunmasına karşı skor üretememek" tek neden değil sanki. Hele o 48'de takıldığımız anlar. Neyse ki Fenerbahçe de periyodun son bölümünde skor üretmekte zorlandı. Fark 15 sayıydı ve işimiz çok zordu.

Daha önce kız maçında yaşanmıştı buna benzer birşey. O çok daha farklıydı. Daha acı oldu. Burada farkı 4 sayıya indirdik. Herşey çok güzel gidiyordu. Ama ortada kalan topun Fenerbahçe'de kalması ve Ömer Onan'ın üçlüğü. Bütün direnci kırdı. Ardından gidenler oldu. Salon boşalmaya başladı. Maç sona erdi. Seri 3-1 oldu.

12.000 kişinden 4000 civarı içeride kaldı. Çıkmadı. Takımın geri dönmesini bekledi. O 4.000 kişi bu sezon Olin maçında da, Beşiktaş play-off serisinde de, Ayhan Şahenk günlerinde de vardı. Maçın en güzel anlarıydı. Sanki kazanan bizdik. Zaten kazanan bizdik. Rancik yine 3'lüyü çektirdi. Bu sezona anlam katan güzel takım. Abdi İpekçi gibi bir yeri bile sevdiren takım. Sezon yeniden başlasa da; nefes almanın zorlaştığı salonda haykıralım sevdamızı daha fazla.

Top Zamanı

Sezon bitti, seçim bitti, artık top oynama vakti.. Oynayın çocuklar, çocuklar oynayın...

Cumartesi, Haziran 11

Baraj

Yarın oy vereceğim. Oyumu vereceğim parti bir mucize olmazsa barajı geçemeyecek. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin ama bir kısmının. Benim 25 yıllık yaşantımda 2. genel seçimim ama yine meclise giremiyorum.

Oy vereceğim parti belki de ülkenin en sevilen partisi. Ben aman aman sevmiyorum. Hatta yetiştiğim siyasi üslubun çok tersinde yer alan bir parti. Fakat ortak kelimeler vaad ediyor. Eşitlik diyor, vijdan diyor. Mevcutlar içinde en samimi olanı gibi duruyor. Ve aslında herkes aynısını üşünüyor. Kimle konuşsam "ya evet onlar çok iyi, çok güzel" diye başlıyor, sonra ama kelimesiyle devam ediyorlar. "Ama onlara oy verirsem oyum boşa gider, hem onlar kazanamaz, bu seçim X partiye atayım bir sonrakinde (sanki gelecek aymış gibi) onlara atarım" diyenler..

Seçimler Eurovison mantığında yapılsaydı, yani misal herkes 3 partiye puan verseydi bizim parti kesin meclisteydi, belki de 1.partiydi. Herkes seviyor ama kimse oy vermiyor. Good evening Türkiye

Niye böyleyiz bilmiyorum. Belki de sorun ben de. Oy verdiğim parti bile seviliyor ama kazanamıyor. Herkes gücün ve güçlünün peşinde. Ya iktidarı seviyorsun, ya da iktidarı sevmiyorsun ve en güçlü muhalefet partisini seviyorsun. Ama böyle de muhaliflik olmuyor, çünkü yolun ve kelimlerin çok da farklı olmuyor.

Aslında seviniyorum. Bu düzende rol alanları ben getirmiyorum. Biz temsil edilemeyenleriz, biz azınlığız, biz kaybedeniz. Böyle de devam edecek, her dönemde her alanda. Ama şundan eminim ki vicdanı en rahat olan bizleriz. Bu vicdan bizi çoğu gece uyutmasa da en azından seçim gecesi huzurlu yapacak. 50li yaşlarındaki sosyal demokrat akrabalarıma ve 20li yaşlarında Facebbok'tan video paylaşarak siyassi düşünceye kavuşan arkadaşlarıma göre oyum boşa gidiyor. Fakat ben de zaman zaman iyi bir uykuyu hak ediyorum.

Barajın altında kalınca mutlu olan insanın gündeme dair yazısını okudunuz. Çok fazla önemsemeyin.

Galatasaray 97 - 93 Fenerbahçe


Haziran ayı. Üzerine formanı giyerek evden çıkıyorsun. Spor kulübü olmak böyle birşey işte; tekrar hatırlıyoruz bunu. Çoğunluk gibi; TFF'nin açıkladığı fikstüre göre 34.haftada sezonu bitirip tatile çıkmıyorsun. Gerçi sokakta formayı görenler "maç mı var abi" yerine "transfer mi var, oyuncu karşılamaya mı gidiyorsun" diye soruyor. Haziran ayının algısı yine aynı.

Akşam 6 oluyor. Artık salon yolları. Bu yollar bu sene çok üzmedi. Eskiden hiç sevmezdim. Abdi İpekçi ve onun soğuk mahalleleri, ıssız sokakları. Artık öyle değil. Ali Sami Yen gidince boşluğa düşen binler artık orada.Birasını alan, köftesini yiyen orada. Tanıdık yüzler çok fazla. Zaten basketbol maçına gelen insanlar hep tanıdık yüzlerdi. Ama bu sefer eskiler, kırgınlar, küskünler de geliyor. Herkesin tanıdığı abilerden biri yakaladığı her gence anlatıyor; "25 sene önce Spor Sergi'de......"

İçeri girmeden önce cumartesine bilet arıyoruz. Karaborsa bile ASY ekolünden. Eskiden Abdi İpekçi'nin önünden geçen adama "abi maç var gel sen de, adam olsun" denilen günlerden her adım başı rastlanan karaborsacıya.

İçeri erken giriyorum. Salon boş gözüküyor. Herkes avluda takılıyor. Abdi İpekçi'ye gelip önünde takılmak. Çok garip. İçeride eş dost. Sonra büyükler. Haldun Üstünel'den Faruk Süren'e kadar tüm camia orada. Alba Torrens ile ilk selamlaşma. Drogba istekleri hiç olmasa keşke.

İlk basket onlardan. Sonra Johnson ve Shipp. Farkı açıyoruz ama Ömer Onan giriyor devreye. Sinir bozucu şekilde her yerden sallıyor. Bu arada salon dolmaya başlıyor iyice. O kadar kalabalık ki, ne kadar kalabalık olduğunu göremiyor. Çocukluk günleri gibi; kafaların arasından sahayı görmek yetiyor.

Peiyot, herşeyi "zaten biliyor" Kaya'nın hücum süresinin 24 saniye olmadığını bilmemesiyle ve Shipp'in 2 Fenerli'yi devirip sayıyı bulmasıyla bitecekti. Eğer Tomas o son atışı yapmasaydı.

İkinci periyot farkı açmıştık ne güzel. Ama işte rakip Fenerbahçe. Ukiç, yoksa, Preldziç, illa biri çıkıyor. Yine de iyiyiz, güzeliz.

Devre arasında koridorda sıkıntı büyük, oksijen yok. Salonda oksijen olduğunu kimse bana inandıramaz. 3.periyot nefes tutulması başlıyor.

Bundan sonra izlediğimiz maç, daha önceki çoğu maça benzemiyor. Duygusal bir yaklaşım değil; gerçekten çok güzel bir maç olmaya başladı. Uzun süredir salonda böyle bir maç izlememiştim. Shumpert sakatlanıyor, Rancik zaten yok. İşler kötü gidiyor. Preldziç de oyuna ağırlığına damga koyuyor. Biz ise maça Haluk Yıldırım, Caner, Johnson ile tutunuyoruz. Hiç bir zaman takımın en önemli ismi olmayan adamlarla.

Periyot biterken Tutku. Rahat bir periyot arası yaşıyoruz sayesinde. Dönüşte bir tutulma yaşanıyor. Yalçın Dümer'in sadece "Lavrinoviç" diyebildiği dakikalar. Asıl tutulma son dönemde yaşandı. Sayı bulamadık. Fenerbahçe sadece 4 sayı atarak maçı uzatmaya götürdü.Jasi'ye yapılan her faul banko 2 sayı olarak geri döner dakikaları. Litvanyalı adama faul yapmayacaksın aga. Ukiç'in kamikaze gibi dalışlarından biri daha; maç 84-84

Son top bizde, ama Işıl Alben'in son topta hatalı yürüdüğü yerde bu sefer Ermal tıkanıyor. Üstelik aynı yerde 1.5 dakika önce de başarısız olmuştu. Maç uzatmaya gidiyor.

Uzatma da artık anlatılmasın, yazılmasın. Shipp'in kaçan serbest atışlarına sağlık olsun. Maçın en iyisiydi. Johnson en beklenmedik anda sezona damgasını vurdu, sene sonunda gitse de artık unutulmayacak. Ermal ve Haluk büyük karakterler. Tutku, takımı baltaladı ama ligdeki maçta ne yaptığı hala akıllarda. Caner'in yaptığı ekstra işler artık bizim için ekstra değil. Evren'in savunması.

Kazandık, 2-1 oldu. 20 küsür sene sonra kazanılan final maçı. Bunu izledik, 2 gün sonra tekrar Fenerbahçe'yi yenmek. Uzun süredir 1 gün arayla Fenerbahçe galibiyeti görmemiştim. Ama yine de, herşey bir yana; şampiyonluk, final serisi, derbi galibiyeti vs.. Hepsi tamam da; uzun zamandır böyle bir atmosfer yaşanmadı. Önce Banvit, sonra FB maçları; bu maçlarda çok başka havalar var. Spor kulübü olmak böyle işte; bir branş herşeyi unutturuyor.

Perşembe, Haziran 9

Biz Böyle Biliriz


Signori'nin adı şike soruşturmalarında geçiyor. Şike yaptığı iddia ediliyor. Umarım yapmamıştır. Onun için değil, benim çocukluk günlerim için istiyorum bunu.

İtalya Ligi eskiden de ( ayrı yazılan de'ye dikkat) güzeldi. Eskiden daha güzeldi hatta. O güzel zamanların, güzel futbolcusuydu.

Suıçlu veya şucsuz. Karar nasıl çıkarsa çıksın, (belki de çıktı ben bilmiyorum) Signori her zaman, Bologna'nın 10 numaralı formasının arkasında yazan ismiyle hatırlanacak. O formayla bize de gol atmıştı.

Salı, Haziran 7

7 Haziran 1987

6 Haziran 1987'de yapılan son idman ve sonrası. Eskiden idmanlara gidilirdi, bazen desteğe bazen basmaya. Son idman nasıldı acaba?


7 Haziran 1987 günü gazeteler 14 senelik aradan "Galatasaray Şampiyon" manşetiyle çıktı.

Cast-i Olan Var Mı?


Başak Daşman yönetmiş. Aslında güzel düşünmüş ama oyuncumuz Gözde Seda Altuner çok itici geldi. Kadınlara ve oyunculara karşı ufak bir soğuma yaşadım, filmin sonuna doğru geçti. Son anlar eğlendiriyor. Gözde Kansu'yu görmek mutluluk verici. Çerezlik bir kısa film.

5 Senelik Fark


- 2006'da Ülker ile şampiyonluk yaşayan 3 kişi üzerinden 5 sene geçmesine rağmen hala daha Fenerbahçe forması giyiyor. Oturmuş sistem için güzel örnek.

- Geçen sene Galatasaray kadrosunda yer alan isimlerden sadece 2 tanesi bu sene final maçı oynuyor.

- Yabancı farkı ise Ülker - Fenerbahçe birleşiminden daha farklı bir yerde. Tomas, Ukiç, Emir, Lavrinoviç dörtlüsü mahalle maçında aynı takımda oynamaz, karma maç olur iki takıma dağıtılırlar.

- Avrupa basketbolunun en önemli isimlerinden biri Fenerbahçe'de yedek.

- Bu maçı uzun süre başa baş götürdük, hatta öne geçtik. Ama ilk periyotta ezildiğimiz kadar, son senelerde lig maçlarında hiç ezilmedik.

- Maç boyunca çok telaşlıydık. Telaş kötü şey.

- Kaya Peker ve Ömer Onan'a rağmen son yılların saha içindeki en ılımlı Fenerbahçe takımının bu takım olduğunu söylemek lazım. Erdal Bibo'nun, Rasim Başak'ın, Barış Güney'in, Zaza Enden'in, Mirsad Türkcan'ın oynadığı maçlardan sonra, bu maçlarda bu takıma yenilmek çok koymuyor.

- Ukiç, Tomas ve Emir idman yapsa izlemek lazım.

- Maçın kırılma anları Ukiç ve Tomas'ın arka arkaya attığı üçlüklerdi. Kupa yarı finalinde de böyle yüksek yüzdeli oynamışlardı.

- Karşı koyamayacağımız bir hücum yaptılar.

- Galatasaray'ın 3.periyotları kötü oynama hastalığı.

- Ermal pota altında 10 top kaçırsa da, Shumpert 20'de 0 yapsa da, Tutku 35 top kaybı yapsa da, bu takım eylülden mayısa kadar gerekeni yapmıştır. Haziranda yapmasa da olur.

- Sinan Erdem'de 3 maçta ortalama 86 sayı yedik. İpekçi'de Fenerbahçe'yi 56'da tuttuk. Demk ki savunmayı 5 kişi + tribün yapıyormuşuz.

- Haluk Yıldırım...

- Shumpert da sinsi sinsi attı yine 16 sayı.

- Sean May çok enteresan. Sanki ligin en iyisi Fenerbahçe'nin dratfın son sırasından almak zorunda kaldığı oyuncu.

- Fenerbahçe 25 şut kaçırmış, Galatasaray 25 şutta isabet sağlamış.

- Sinan Erdem'de deplasman atmosferi olmuyor. İyi ki de olmuyor.

Hoşgeldin Transfer Dönemi

11 ayın en sıkıcı dönemi. Eskiden sarıyordu, küçükken eğlendiriyordu ama artık baş ağrısı. Sadece yalan-yanlış haber yazan basın çalışanları suçlu değil. Futbolcu, yönetim, taraftar; herkesin payı var.

Pazartesi, Haziran 6

Bar Muhabiri


Kabadayı'yı iilk defa geçen cumartesi izledim. Film hakkında sonra yazarız ama şu sahne nedense sevindirdi beni.

Spor muhabirlerini mahalleden biriymiş gibi benimsemek anca bizim gibi kırıklara nasip olur. Yıllardır mikrafon tutarak gördüğümüz Özgür Buzbaş'ı, elinde küllüklerle görünce komşumuzu görmüş gibi olduk.

Şuradan bakılabilir.


Fenerbahçe 81 - 59 Galatasaray


Türkiye'de bir sporun zirve noktası Galatasaray - Fenerbahçe rekabetidir. Futbolda iki takımın çekiştiği sezonlar daha bir farklı olur. Basketbolda 26 sene sonra oynanan final de iki takımdan öte basketbol için çok önemli.

2000li yılların ortasına kadar geçen süreçi hatırlayınca, yani iki takımın ligde figüran olarak gezindiği, maçlarında 300'er kişinin geldiği, Ahmet Cömert'e, Haldun Alagaş'a mahkum kaldığı günleri düşününce bu final gerçekten gurur verici.

Fenerbahçeli bu seviyeyi yıllardır yaşıyor. Çok da eski değildir ya olsun. 6 sene önce Play-Out oynayan, geçen sene skandal yaşayan Galatasaray'a göre hep bir artıdır. Fenerbahçe için şaşırtıcı veya farklı bir şey yok ama Galatasaray için önemli bir nokta.

Sezon başında bile kimsenin hedeflemediği finale ulaşan Galatasaray, 21 sene sonra ilk finalini geçen yaz açılan Sinan Erdem'de oynadı. Spor Sergi'den Sinan Erdem'e, yaşanan 21 sıkıntılı sene unutulmamalı.

Sinan Erdem'de maç izlemek zor. Üst kattaysanız hele daha da zor. Maça konsantre olmak için kendinizi zorlamanız gerekiyor. Bu zorlama da bünyeyi yoruyor. Çekişmeli bir maç olmaması bunun nedeni değil, keza ligde 83-80 biten maçta da aynı sıkıntılar yaşanmıştı.

Maç için erken koptu diyemeyiz. Kupa yarı finalinde 21 sayıdan geri dönen Galatasaray, yine geri dönebilirdi. Ama olmadı, basketbol maçlarının en önemli zaman dilimi olan 3.periyotu Galatasaray çok kötü oynadı.

Arada oluşan 22 sayı fark bence iki takım arasındaki kalite farkı değil. Evet Fenerbahçe çok daha iyi bir kadroya sahip. Çok daha organize. Hem şube yapısı olarak hem kadro olarak daha oturmuş bir sisteme sahip. Ama final oynayan iki takım arasındaki fark da bu kadar açık değil. Biraz yorgunluk, biraz da 2 sayı yenilgi ile 22 sayı yenilgi arasında çok fark olmamasından doğan isteksizlik. Efes Pilsen'i 3-0 ile geçen bir takıma saygı duymak zorundayız ama bu onları seri içinde zorlayamayacağımız anlamına gelmiyor.

En basitinden bu sene Euroleague'de ilk maçta 48 sayı fark yiyen Siena Olympiakos'u eleyerek final-four oynadı.

İkinci maç bugün. Kimsenin beklemediği serseri bir deplasman galibiyeti işleri değiştirir. Kaya Peker'i dinledikten sonra rakipte oluşan rehavet hoşuma gitti. Oktay Mahmudi'nin yenilen 81 sayı için takımı silkelediğini de düşünürsek ilk maçtan farklı bir maç yaşanır diye tahmin ediyorum. En azından sıkılmadan, uyumadan izleyelim. Zaten salonda değil televizyonda izleyeceğiz. Rahat olur.

Pazar, Haziran 5

Like a Rolling Stone

Güney Amerika.. Seviyorum. Brezilya tribünü, Mick Jagger kartonu.


Bu da gruppie. Ne güzel bir tribün.

Rock&güzelkızlar

Perşembe, Haziran 2

Galatasaray 89-55 Banvit


Kafa dağınık, dağıtacak tek şey belki aylardır belki yıllardır beklenen final. Hayata yine Galatasaray ile bağlanma yolları. Sıkışık trafikte salona yetişme çabaları. Maç için galibiyet için değil başka bir şey için koşturuyoruz.

Serinin hiçbir maçını izleyememek. Belki de yeni bir totemdi. Ne oldu, nasıl oldu, Bandırma'da nasıl yendik, İstanbul'daki ilk maça binlerce kişi nasıl geldi, bilmiyorum. Tek bildiğim seri 2-1, kazanırsak finaldeyiz maçı.

Hikayeyi istediğin yerden yazmaya başlayabilirsin. Mesela 2005'ten; bu takımın play-out oynadığı günlerden, Banvit'e karşı antipati oluşan günlerden. 6 sene sonra bu konuma yükselen takımın finale Banvit'i ezerek çıkması ne kadar hoş.

Hikayeyi geçen seneki Fenerbahçe maçından da başlatabiliriz. Eyvallah Cem Akdağ, sağolasın, varolasın..

Veya bu seneki Fenerbahçe maçından. 56 sayıda tutulan bir Eurolig takımı. Akabinden insanların artan ilgisi. Şimdi de yarı finalde rakibi 55 sayıda tutarak, Fenerbahçe'nin rakibi olmak.

Bu hikayenin en kötü günleri yazılırken salonda olan ben, en iyi zamanında orada olamıyordum . Gün içinde çekilen sıkıntının hesabı yok. Beki de sırf bu nedenle maçtan hiç bir şey anlamadım.

Zaten çok da anlaşılacak ve izlenecek bir maç yoktu. Biz içeri girdiğimizde maç başlayalı 3 dakika olmuştu ve maç çoktan kopmuştu. İlk periyot bittikten sonra yaşananlar ise basketbolla veya saha içi herhangi bir organizasyonla alakalı değildi.

Bir kaç yıldır sıkıntı çeken bir tribünün çığlığı. Hem başarıya hasret kalan hem tribün işlerini yerine getiremeyen, sürekli zorluk yaşayan, gerilen, sinen, üzülen, kızan, küsen insan topluluğu. Dün maça gelenlerle Fenerbahçe serisinde maça gelenler arasında fark olacaktır. Dünü yaşayanalar ve yaşatanların çoğunluğu her yerde yazılmayan, herkesin yaşamadığı, Galatasaray'ın son 10 yılında gerekli yerlerde var olan insanlardı. Cümleyi düzgün kuralım, tribünün ve Galatasaray'ın tozunu yutmuş bir 10.000; belki de daha fazlası.

Hoşuma gitmeyen ufak tefek şeyler es geçilsin. Sevmediğimiz Abdi İpekçi bile artık aidiyet hissettiğimiz bir yer olma durumuna geliyor. Bizden öncekilerin Spor Sergi efsanes kadar olmasa da, bu sezonun mekanı olduğu için adı bizim için daha anlamlı olacak artık. Bu sezon unutululmayacak, çocuklarımıza anlatacağımız şekilde kalsın ve burada da öyle yazılsın.

İhtiyacın olanı hiç beklemediğin yerlerde buluyorsun.

Dün gördüğümüz bir basketbol maçı değildi. Çok başka birşeydi, bir dışavurum, bir rahatlama, orgazm.

Farklı galibiyetle biten maçları çok sevmem ama dünkü maç tam yerinde ve vaktinde oldu.