Salı, Aralık 20

Bu kafadan istiyorum

Bu cümleyi ve söyleyen şahsı aynı karede birleştirmek için baya bir arandım internette, en sonunda buldum ancak T, D olmuş, olsun o kadar, Trabzonlular T harfini D, P harfini de B olarak telafuz ederler ama bunun konumuzla ilgisi yok, fotoyu trabzon menşeli siteden aldım sadece.

Şimdi bu yöneticimiz çıktı dedi ki maçtan sonra, birileri düğmeye bastı, Trabzonspor'un üstüne oynuyorlar, hakemler çok ağır kararlar veriyorlar vs vs vs.. Bir de ekledi: Eğer bu 16 haftada hakemler lehimize bir karar vermişse bütün bu sözleri geri almaya ve özür dilemeye hazırız.

Ben, tesadüf o ki 2 tane Trabzonspor maçı izledim bu sene, bir tanesi Antalyspor maçı, diğeri de geçen hafta Caferağa'daki maçı beklerken takıldığım Gençlerbirliği maçı. Antalya maçında nasıl olduğunu halen anlamadığım, çalınan bir penaltı var, Gençlerbirliği maçında da bariz göğüse gelen topa hakem el dedi ve penaltı noktasını gösterdi. Şimdi bu çelişkiye ve bu artık maalesef yüzsüzlük diyeceğim, bu yüzsüzlük için çok şey söylenir de söylemeyelim. (Yazar burdan sonra hakemler hakkında konuşmak istemiyorum diyip 15 dk hakeme giydiren Şenol Güneş tadında takılacaktır) Türkiye'de hakem hataları oluyor, dünyanın bütün liglerinde olduğu gibi. Bugün Fenerbahçe lehine de aleyhine de bu 16 haftada bir sürü karar vermiştir hakemler. Bu yöneticiyi Karabük'te "Trabzon'un şampiyon olmasını istiyorum, Fenerbahçe buraya gelecek aman ha" diyen M.Ali Şahin rahatsız etmez ama Cüneyt Çakır'ın Gökhan'a çıkarmadığı ikinci sarı rahatsız eder. Neyse... Ne demiş Platini büyüğümüz, "sahada olana saygı gösterilmeli"

Spor kamuoyunda herşeyin müsebbibi olarak Fenerbahçe'yi görmek yeni değil, 3Temmuz'dan bu yana da (Kutay'a selamı çakalım) iyice kabardı bu öfke seli. Bu yöneticinin hezeyanını başlatan olay ise ligde 14 gol 12 asistle oynayan Zokora'ya verilen 3 maçlık ceza oldu. "Tahkim nasıl olsa 1 maç indirir, 3 verelim de 2'ye insin, Fenerbahçe maçında da oynayamasın" diye düşündüğünü ima etti PFDK'nın Trabzonspor. Tahkim 6-1, PFDK 4-3 bizdeydi ya hani... Ama Seyrantepe'de 1 gol 1 asistle oynayıp savunma hattımızı sürklase eden Elmander? desek, Fenerli bu kurumlar bu cezayı niye indirdi? desek, bu kafadan alacağımız cevaba nefesimizi tüketmiş oluruz sadece. Peki bu kafaya destek kimden geldi bugün? Evet, Hıncal Uluç'tan. ASY'de 8 kişi kaldığımız maçtan sonra yere göğe sığdıramadığı Cüneyt Çakır'ı bu sefer yerin dibine sokarken, Zokora'nın cezasına da değinmiş tabi. Dün Twitter'da birisi "Aziz Yıldırım Metris'te düğme yaptırmış" dedi, çok güldüm okuyunca. Heralde basılan düğme budur.

Bu arada Hami Mandıralı gibi kulübün efsanesi "edebiyat yapmasın işine baksın" dedikten sonra koyunun olmadığı yerde Abdurrahman Çelebi olan, bizim memlekette filozof ilan edilen Şenol Güneş için de 1-2 birşey yazayım. Hocam artık ağlama lütfen amk ya... Avrupa'da oynayan her takım ŞL'ye girmek için kasıyor, milyonlarca dolar harcıyor, rakibin son dakikada katakulliye getirilerek men ediliyor, senin takımın ise, adı AKP Trabzon İl Teşkilatı (güçlünün hukukuydu dimi pardon hocam) ve 5 milyon sözcükleriyle aynı cümlede geçerken alınıyorsun oraya, ve triplere giriyorsun. Ya arkadaş bu takım ligi 2.bitirmedi mi? Nüktedan başkan haziranda söz vermedi mi ŞL kalitesinde kadro kuracağız diye? Sen zaten ŞL ön elemesindeydin, ona göre transfer yapsaydın, eleseydin Benfica'yı... Ama olmaz, Fener'e sallamak daha keyifli.

Güçlünün hukuku dedik de takıldım bir an, Hasan Yener maçtan sonra alakasız biçimde etik kurulu raporundan bahsetti. Bugün gazetelere servis edilmiş, bir çok kişiye göre sezonun en gergin maçını kazanan Fenerbahçe futbol şubesinin adı yine şikeyle şaibeyle anıldı bütün gün. Ama tesadüftür bu olay. Tıpkı Trabzonspor'un ŞL'ye alındığı gün Sadri Şener'in UEFA'dan ısmarlama yargı kararıyla yurtdışına çıkış yasağının kaldırılması gibi.

Ben bu kadar yazıyorsam, camia da demek ki Trabzonspor'u sallıyor. Balık baştan kokar lafı ters olacak ama taban buysa diyelim, yönetim de farklı değildir. O yüzden beni en çok üzen şey de, bütün bu sürecin sonunda Şenol Güneş'e ezeli rekabet deme cürretinin kendiliğinden verilmesi oldu heralde.

Pazartesi, Aralık 19

Katil Şaşırmaz




Türkiye’de geçirdiğin beş yıl sonrası seni hala şaşırtan bir şey var mı?

Aslında kalmadı. Hemen hemen her şeyi gördüm. Artık hiçbir şey şaşırtmıyor. Sokakta at arabası kullanan insanlara bile rastladım!

Röportajın tamamı için tıks

Recount


Kevin Spacey televizyonda bile oynasa izlerim. Gerçi geçenlerde buraya geldi, tiyatro oyunu için, ama gitmedik. Herhalde yine maç falan vardı.

Amerikan siyaseti gerçekten komik. Kuralları var, uymuyorlar. Oyun gibi yaşıyorlar. Hukuk da öyle. Juriyi kafaladın mı tamam.

2000 seçimlerinin boktanlığı biliyordum da Al Gore da bu kadar pırlanta mı gerçekten? Dermanı kalmadığı için mücadele etmekten vazgeçmiş. İnandırıcı gelmedi.

Film beni çok sarmadı ama Amerika'yı baya sallamış. Ödüller falan almış. 2008 mayısında HBO'da gösterilmiş. Kasım'ın ilk haftasında da seçim oldu zaten. Yani bütün yaz etkiyi yaratmış, sonrasında da Demokratlar'a ve Obama'ya seçimi kazandırmış olabilir. Film dediğin, sinema-sanat dediğin biraz bu zaten. İnsanları etkilemişse, gerisi önemli değil.

Bu film bana yapılmamış zaten, amacına da ulaşmış. O zaman başarılı.

Pazar, Aralık 18

Kötü Oynama Hakkı





- Galatasaray, 2 sezon aradan sonra çok kötü bir maç oynadı. Buna hakkı olması lazım.

- Bunun Beşiktaş maçına denk gelmesi kötü.

- Kemp olsaydı ne olurdu acaba?

- Hatta Deron olsaydı ne olurdu?

- Ergin Ataman ve molaları.

- Songalia'ya daha önce sallamıştım değil mi?

- Caner'in uzun süre sonra oynaması.

- Furkan için tek sorunumuz erken faul problemine girmesi.

- Hakemler de biraz kolay düdük çaldı sanki. Bahane değil.

- Oktay Mahmuti için en ufak kötü birşey yazmaya utanıyorum. O yüzden es geçelim.

- Beşiktaş iyi oynadı. Özellikle Hawkins.

- Akatlar'da olsa yenerdik. Son senelerde orada çok az yenildik.

- Tribünü beğenmedim desem?

- Bu sene Play-Off uzun sürecek herhalde.

Kartalspor 0-2 Adanaspor




Bu sefer Kartal Stadı'na yeni bir isim. Peralta da artık bizlerle. Kartal'ın içindeki ilim irfan yuvası, semtin takımını unutmuyor, sahip çıkıyor. Ama takım gerçekten çile çektiriyor.

Girer girmez, ayak basar basmaz yenilen bir golle başladık maça. Takımın kimlerden oluştuğunu anlamak benim için bile zordu. Bunu, Uğur'a anlatmam için zaman gerekiyordu. Önder kesiği yemiş, Adem Sarı zaten önceden kadro dışıydı. Tek forvet, 1.60 küsür boylu Mehmet Ayaz. Rakip stoperler izbandut gibi. Ersel, Oktay, Okan ilk 11'de. Sezon başında gençleri unutan Besim Durmuş, işler kötü gidince onlara sarılmış. Haliyle olmamış. Aydın Kuzu bu revizyonda bile yine yedek. Oyuna girince kattığı hareket ortada.

Maçın başında (12. dakika) gol yemek bütün planları bozmuştur muhakkak. Ama öyle bir bozmuş ki, hiç bir plan yok ortada. Hücumda çoğalmak yok. Ne Mehmet'in, ne de Sezer'în hızından faydalanmak mümkün olmadı.

Bu kadar kötü Kartalspor var peki Adanaspor? Mbilla'yı bilen bilir, bugün yine yanıltmadı. Bilmeyenler için muhteşem oynadı, bilenler için her zamanki gibiydi. Bu maç beni şaşırtan isim Fahri oldu. Fahri Tatan, üyük topçu olmuş. Tam bir lider. Topla bir defa buluşuyorsa 3 kere de arkadaşlarını eliyle,koluyla yönlendiriyor. Saha içindeki teknik direktör gibi. O esnada Besim Durmuş, kenardan futbolcularına bağırıyor ama sesini duyan yok.
3 senedir yakından takip ettiğim, görev adamları Kibong ve Fevzi yine aynı. Tolgahan bu sefer takımı yakmadı. Bir söz de Kartalspor kalecisi Kaya'ya. O eski halinden eser yok şimdi. Direkten dönen toplar ibretlik. Hele Fahri'nin serbest vuruşu. Talha'dan yenilen gol inanılmaz. Talha'nın yeteneğine sapka çıkartmak mümkün ama Talha'ya 60 metre top sürdüren zihniyete de şapka çıkartmak lazım.

Bizim eski gençlerden, sol bek Berk'i pek beğenmedim. Kadro dışı Anıl'ın daha iyi topçu olduğunu kabul ediyorum ama papazlık ayrı bir şey.

Adanaspor hakkıyla kazandı. Kartal hakettiği bir yenilgi aldı. Son söz çıkıştaki uygulamaya. Yine ev sahibi ekibin tribünü içeride bekletildi. Türkiye'de tek yer Kartal Stadı, önce deplasman tribününü çıkartan. O nedenle trenler kaçıyor, işimize gücümüze geciktik. Zaten semt halkı hobi olarak geliyor, onlara da çile çektirirsen bir daha niye gelsinler?

Cumartesi, Aralık 17

Tutulmuyoruz




- Gerçekten tutulmuyoruz, yenilmiyoruz. Şaka gibi.

- Böyle dedim, çarşamba yeniliriz.

- Uzun bir aradan sonra ofis dışında Galatasaray maçı izlemek güzeldi.

- Bir de maçın sesini duysaydık iyidi.

- Fatih Tekke oynasaydı?

- Muslera'nın elleri küçük.

- Stancu hiç yoktu.

- Kazım ile Melo'nun dansı.

- Selçuk hakkındaki görüşlerimi söylemeu'ye korkuyorum.

- Fevzi Elmas, bir düşüş hikayesi.

- Culio da bir yere kadarmış.

- Baros'u beğenmeyenlere, sevgiler. (Bazen ben bile)

- Abdurrahman'ın tipi değişmiş.

- Fatih Hocam, Emre'den çok farklı bir şey yaratacak sanırım. Bugün çok beğendim. Belki ilk defa.

- Kazım golünü attı ama sabrın yavaş yavaş tüketiyor.

- Ordu'da Gosso iyidi.

- Engin Baytar'ın o şutu: Kesin kale arkasındaki birine kızdı, "siktir git topu getir" dedi.

- Ordu'nun verilmeyen golü yanlış karar, Ujfalusi'nin kolunda devam doğru.

- Berbat dediğimiz 2011'i lider bitirmek? Şaka gibi ama böyle bir ihtimal var.

- Bir ihtimal daha var, o da tıks...

Cuma, Aralık 16

Atçı Carson




"(Türkiye'deki at yarışlarını) bikaç defa televizyondan izledim ama yerinde izlemenin tadını vermiyor. Maç günümüze denk gelmeseydi Gazi Koşusu'nu izlemeye gidecektim."

Scott Carson (4-42 Aralık)

At yarışlarına ilgim olmadı. Olmasını isterdim. Atçılık ile ilgilenen herkese büyük saygı duyuyorum, büyük bir tutku olduğunun farkındayım. Bunlardan biri Peralta zaten. Onun atçılık dünyasıyla ilgili tweetlerini buradan takip edebilirsiniz. Bir de şimdi Carson çıktı. O da bu tutkunun adamıymış. Gazi Koşusu'nu bekleyen, izlemek isteyen adama saygımız sonsuz..

Taraftarı Kahretme Maçı




- Fenerbahçe'nin yenilmeye hakkı var ama bu kadar kötü oynamak.. Hem de iç sahada.

- Tribün de çok kötüyüdü ama bu sefer hiç suçlamaya gerek yok. Takım baya kötüydü.

- Son yıllarda bu kadar kötü Fenerbahçe izlememiştim.

- Ukiç bile kötüydü. Zaten bu sene biraz kötü. Severim Ukiç'i.

- Preldziç yine iyidi. Zaten dünya yıkılsa Emir kötü oynamaz.

- Tamam Fenerbahçe kötüydü ama şanssız olduğu gerçeğini de kabul etmek lazım. Orta sahadan soktu Bilbao.

- Bilbao kenti, konu basketbol olunca o kadar milliyetçi olmuyor sanırım.

- Şükürler olsun Murat Kosova bizim deplasman maçlarını anlatmıyor, insnalar durduk yere bizden nefret ederdi.

- "Geri döndü Fenerbahçe, muhteşem oldu bu. Fark 13 sayı."

- Grup çok karıştı. Yalan yok, gönülden geçen Fenerbahçe'nin elenmesi.

- Yine de bu maçın 10 sayı farkla bitmesi ilginç.

Perşembe, Aralık 15

Galatasaray 80 - 59 U.Olimpija



Top 16'dayız. Acaba en yakın hangi tarihte biri, "Aralık 2011'de Top 16'ya kalacaksınız" dese, "hassiktir lan" demezdim? Acaba neden sonra "olur mu" demeye başlamış olabiliriz. Zihinlerdeki kırılma noktası tam olarak ne zamandı acaba?

Cemal Nalgalı maçta mümkün değildi. Ondan öncesini zaten es geçiyorum. Cem Akdağ'ın bizi ligde tuttuğu gün biri dese ciddiye almazdım. Oktay Mahmuti, St.Petersburg'u elerken hiç değil. Geçen sene bu ay Fenerbahçe'yi yenerken TBL finali bile hayaldi, sonradan gerçek oldu. Fenerbahçe deplasmanda Barcelona'yı, Olympiakos'u yenerken "biz ne zaman" diye sorarkan cevabı bu kadar yakın tarih olarak beklemezdik. Euroleague bileti alınca belki dedik. Şu bir gerçek, PAOK'u yenerken bile ciddi ciddi düşünmüyordum. Kısacası, artık Top 16'dayız.

Dünkü maç Top 16'ya kalma maçı. Fakat hissiyat diğer maçlardaki gibi değil. Ne bir Kazan maçı (ilk Euroleague maçı), ne bir Barcelona maçı (ilk büyük takıma karşı maç), ne bir Prokom maçı (ilk galibiyet), ne bir Siena maçı (futboldaki derbi sonrası salonda-camiada oluşan birlik bütünlük sinerji). Hiçbir anlam ve önemi yok aslında. Top 16'ya sanki her sene kalıyormuşçasına yaşanan basit, sade bir gün.

Maçla çok ilgilenmeye gerek yok gibiydi. Takım kötüydü. Ama rakip daha da kötüydü. İlk devre biraz sıkışıp, sonrasında balyozu indireceğimizi tribündeki adamdan, benchteki topçuya herkes hissetmişti. Lakoviç'in kendini bulması sevindiriciydi. Shipp güvenilecek adam, Jamon büyük adam, Songalia ile olmuyor diyerek takımı kapatalım.

Tribün için de ekstra bir şey söylenmez. Barcelona maçı kadar iyi değildi, Siena maçı kadar dolu hiç değildi, Prokom maçı kadar "az ama öz" değildi. Bu maçı nye 19.15'e alırlar anlamadım. Saat konusunda payı olan herkese laf söylemek istiyorum ama artık o kadar agresif değiliz. Alınan her galibiyet, bizi biraz daha yumuşatıyor. Gerek konu Galatasaray olunca, gerek hayatın diğer kademelerinde.

Dünkü maçta nedense hayatım film şeridi önünden geçti. Özellikle ilk periyodun başından beri. Yaşanan her pozisyon, söylenen her tezahürat bana eskileri hatırlattı. Lakoviç, İliç'i hatırlattı, devre arasında çalan Nevizade'nin rock versiyonunu duyunca mahalleden arkadaşları (maçlara ilk gittiğimiz ekip) anımsadım. Daha birkaç tane olay var ama bunları kendime saklıyorum. Bazen böyle dinlendirici ve sevindirci maçlar gerekiyor. Uyandım, evden çıktım, maça gittim, Top 16'ya kaldık, eve döndüm, yemek yedim, uyudum. Bu kadar sıradan olmalı bazen.



Al Onu Hocam

Önce eski takım arkadaşı, bizim yeni reyis, göz hapsine aldı...

Sonra Kaptan, sırtını sıvazladı, gönlünü hoş tuttu, yüzünü güldürdü

En son Hoca geldi, bağrına bastı, kulağına birşeyler fısıldadı..

Al onu hocam, getir buraya

Çarşamba, Aralık 14

Fenerbahçe 79-65 Famila Schio

Bütün gün alakasız yerlerde, işim olmayan, hoşlanmadığım şeylerin peşinde koştuktan sonra soluğu Caferağa'da almak huzur verdi, rahat uyuyabilirim. Net galibiyet, namağlup liderlik, Babkina'nın dönüşü (dönüşü derken bugün süre almadı, gerçi Babkina da apayrı bir yazı konusudur, bilen biliyor), çılgın atan Angel, ne ara 21 sayı attı dedirten, her eurolig maçında çok büyük oynayan Ivana Matovic, Caferağa'da yükselen Schio sesleri ve deplasman taraftarları, güzel bir akşamdı özetle.

Angel böye giderse Pondexter'ı geçecek. Arkadaşımın Esmeral diye bir oyuncu varmış, şu 35 numara mı demesi... Ben bu akşam bu espriye güldüm. Bu arada Esmeral çok büyük oyuncu...

Ya dayı maç 1.periyoddan beri 20 sayılarda geziyor, Tamane turnike kaçırınca koltukları yumrukluyorsun, manyak mısın nesin... Zane Tamane, Tamane, Tamane... (oley beşiktaş, beşiktaşa girsin baş melodisiyle)

Nedendir bilmiyorum, ama Dikeloukas saha kenarında Carvalhal'i andırıyor. Peki bu takım eurolig şampiyonu olur mu, neden olmasın...

Atamayana Atarlar

- Önce golü atan adamdan başlayalım. Volkan Yılmaz kim?

- Kestiği adam Serdar Deliktaş, geçen yılın flaş transferi.

- Volkan ve Serdar iki devre iki gol

- İki gol arasında Kartalspor'un kaçırdığı goller ibretlik. Sezer, Gökhani Ayaz.. Biri girse..

- Tartışmamız gereken isim Besim Durmuş.

- Oyuna giren isim Ersel; 18 yaşında 2.resmi maçı

- Oyuna giren isim Selçuk; 36 yaşında bu sezon 2. resmi maçı

- Selçuk bu sezon 57 dakika forma giydi, o sahadayken Kartalspor 2 gol yedi.

- Deyvison'dan sol bek, Mehmet Uslu'dan sol açık olmaz.

- Hamza-Deyvison tandemi bozulmayacaktı, bir kere bozuldu devamında takım dağıldı.

- Fofana?

- Kürtçe maç izlemek zor, daha zor olanı saha kenarındaki herkesin bağırdığı az seyircili maçı Kürtçe izlemek.

- Mehmet Altıparmak göreve, İskender Alın takıma.

- İskender Alın çıktı içeriden, şu an boşta, 6 ay kiralık oynasın, sonra dönsün İBB'ye.

- Onur Kalafat, ligin değeri en az bilinen savunmacılarından

- Gaziantep de ligin en az hakkı teslim edilen takımlarından.

Salı, Aralık 13

Emre Belözoğlu hissiyatı

Nedir, nasıldır hiç bilmiyorum. İlk geldiği zaman, 2008'de şöyle yazmışım bu transfer için, içimize sinmemiş, tıpkı ondan 2 sene önce gelen Tümer gibi... Sinmemesi de normal. Rıdvan gibi hep Fenerbahçe'de oynamasını hayal ettim diyecek halimiz de yoktu ayrıca.
***
Emre 3,5 yıl içerisinde oynadığı her maçta bana göre maksimumunu vermiştir, oynamadığı yattığı mücadele etmediği bir maç yoktu bence. Sakat olduğu, formsuz olduğu maçlar vardı. Her Galatasaray maçı öncesinde sakatlanmasında bile art niyet aramadım. Gerçi ASY'de ve Seyrantepe'de oynadığını hatırlatalım. Her neyse, Emre ayrılıyormuş gibi bir yazı da olsun istemiyorum ancak son 1 ay içerisinde iki defa sahada takım arkadaşıyla kavga etmesi bizim de canımızı sıkmıştı. Ne lüzumu vardı amk, zaten durumlar karışık, tribünlerin sahada görmek isteyeceği en son görüntü buydu. Olan oldu ve Emre bugün süresiz kadro dışı bırakıldı.
***
Aykut Kocaman belki dahi bir taktisyen değil, ama takımdaki kangrene neşteri vurmadan önce gösterdiği karakter dahiyane. Neden oynamadığını Brezilya milli takımının sol beki düşünsün dedi A.Santos için, A.Santos ligin ikinci yarısında takımı taşıyan adamlardan biri oldu. Takımda disiplinsizliğin adresi olan Kazım'ı gönderdi, bu sene başına kadar Bilica'ya forma şansı vermedi. Bu sene Lugano'nun gitmesi, Serdar ve Bekir'în sakatlıkları ile zorunlu olarak oynattığ maçlar oldu sadece. Biliyoruz ki, sahadaki savrukluğa da tahammülü yok hocanın. Ben Bilica'yı severim o ayrı konu.
***
Ve Emre... En doğrusunu yaptı hoca eğer Metris'ten müdahale gelmez ya da olay adam gibi tatlıya bağlanmazsa... Futbol olarak kaybedeceğimiz kesin, ama kaybettiklerimiz Emre'nin kaybedeceklerinden büyük değil. Bu taraftar (büyük çoğunluğu diyelim) onun Galatasaraylılığını unutup bağrına bastı. Eğer Benfica ve Atl.Madrid'e transfer olacağı söylentileri doğru ise, Fenerbahçe'ye geçmiş olsun, kurtuluyoruz demektir. Sahadaki bu fazla agresifliği iyi niyetle açıklamak mümkün olmaz çünkü. Yok takımda kalacaksa ve Emre'nin kanaması tuttuysa, ben eminim, ligin ikinci yarısında Emre de toparlayacaktır. Bunları bilmiyoruz.
***
Gelelim Emre Belözoğlu hissiyatına... Derdin ne güzel kardeşim? Yıllık 3,5milyon euro alıyorsun, Fenerbahçe'de oynuyorsun, insanlar sokakta seni gördüğü zaman fotoğraf çektirmek istiyor, güzel bir karın var, çocuğun var, ciddi bir ailevi problemin de (her ne kadar bilmesem de) yok gözüküyor. Ne istiyorsun peki amk ya, Allahtan belanı mı?

Tam 1 Yıl Olmuş Dün




Siz bu satırları okurken, 1 günden fazlası olmuş olacak. Ama ben bugün yazıyorum. 12 Aralık. Dün 11 Aralık.

Herkes, ben de dahil, Trabzonspor maçının coşkusuna, Fenerbahçe maçının sevincine kapılmışken, bir yerlerde rahatsız edici bir durum vardı.

Mustafa kardeşimle mesajlaşıyoruz, takım ne kadar iyi, ne kadar güzel, İmparator aldı götürdü, Elmander müthiş, Engin reis, Sabri kaptan vs.. cümleleri. Son mesaj benden. Bu takım keşke Sami Yen'de olsaydı. Keşke biz hala orada olsaydık.

Ne kadar saçma. Bazılarınız ''hala mı Sami Yen'' diyecek. Haklılar. Ben de yazmak istemiyorum. Giden gitmiş. Ama vefa duygusu çok ağır. Unutmadığını göstermek istiyorsun. Başkasına değil, ona.. Hayatımın en güzel anlarının büyük bir kısmını ve hayatımın en güzel acılarını yaşadığım yer, koridor, merdiven, sokak...

11 Aralık 2010 akşamı. O gün hissedilenler. 1 sene olmuş dün. Koltukların kırılan sesi. Stadyumdan çıkış. Son otobüs yolculuğu. Burada yazıyor, duruyor hala, ara ara girip okunur.

Sırf o biraz sahte olan duygusallığı yaşamamak için gidilmeyen Şekerspor maçı. Ama o gün bile stadın çevresinde turlamak. Tam sokaktan çıkarken, stadın içinden patlayan havai fişekler.

Arena'ya ne zaman gideceğim? Ne zaman ayak alışacak? Ne zaman "bizim"/"benim" olacak? Takım çok iyiken bile hala maç seçiyoruz. Oysa eskiden Olimpiyat'a bile gidilirdi, Arena'nın günahı ne? Arena, yuva yıkan stad çünkü. Yine de Manisaspor maçında buzları eritme şansını vermek lazım.

Peki Çarşamba günü niye basketbol maçı, niye Abdi İpekçi? Tamamen takım başarısıyla mı alakalı? Salondaki bu coşku biraz da küskünlerin, eskilerin, yenilerin, büyüklerin, küçüklerin, herkesin gelmesinden dolayı değil mi?

Kafalar çok karışık. Tam 1 sene olmuş dün. Koltuklar kırılırken çıkan ses bir yana, davulları alıp gidenler, tribünleri terk edenler bir yana. Eski tezahüratlar, We Are The Best'ler bir yana, yönetim istifa sesleri bir yana. Muhteşem bir ayrılık günüydü.

Belli ki hala ayrılamamışız.

3


- Fenerbahçe'ye 3, Trabzon'a 3, 3 gün arayla.. Galatasaray tarihinde en son ne zaman olmuştur. Belki yine Terim zamanı.

- Takım iyi oynuyor. Ama iyi oynama bile seveceğimiz bir takım.

- Bu heyecanlara daha önce de kapıldığımız için, korku büyük.

- Elmander büyük topçu. (Bunu daha önce yazmış olabilir)

- Colman'ın maçın başındaki şutuna bağıran spiker.

- Gerçi Colman'ın şutları adamı heyecanlandırıyor.

- Şu takım için tribün yapmak vardı. Şu topçular, Sami Yen'de ben üniversitede okurken olacaktı.

- Muslera'nın elleri küçük.

- Selçuk konusunda Trabzonspor seyircisi haklı ama gol baya yerinde oldu. Selçuk'u çok sevmem ama ben bile baya sevindim Selçuk için.

- Trabzon tribünü 2001'de katil Emre diye bağırdığı kupa maçında da böyle olmuştu.

- Atılan maddelerin Tolga'ya gelmesi hiç unutulmayacak.

- Semih Kaya benim için en önemli sınavını verdi. Burak, Bienvenu ve Almeida'ya benzemez. Ciddi bir rakipti. Gerçi Burak da kötüydü.

- Tolga'nın ilk maçı-son maçı. Galatasaray, kabusu oldu.

- Trabzonspor, maçı Trabzonspor taraftarı yüzünden kaybetmedi. Boşuna önyargılardan çıkarım yapılmasın.

- Süper Lig, Baros ile Sivok'tan sonra bir de Eboue ile Zokora kazandı.

- Melo'nun şortunun içindeki eldiven?

- Şu maçı Fırat Aydınus yönetse, en azından daha tempolu geçerdi.

- 6 deplasmandır gol yemeyen takım.

- Kazım şansını zorluyor.

- Baros'a kötü demek haksızlık. Top eziyor, kaybediyor ama Elmander'i bu kadar rahatlatan da onun varlığı.

- Takım iyi, arkadaşlık müthiş, içimiz rahat. Bütün hafta rahat uykular, sırıtan suratlar.