Perşembe, Temmuz 19

Ket felidö a pokolban


Bizler, televizyonda her yakaladığımızda tekrar tekrar izlediğimiz 'Zafere Kaçış' ile büyüdük. Hâlâ da yakalandığında izlenir, ara ara açılır. Güzel filmdir. İçinde futbol vardır ama yanında tüm duyguları da barındırır. Stallone'yi Sezai Aydın seslendirir, Pele top sektirir, Michael Caine ile Bobby Moore yan yana oynar, tribünler La Marseillaise'i söyler, biz de onu bir tezahürat zannedip büyülenirdik.

Biz yıllar önce bu hisleri yaşarken, büyüklerimizden birileri çıkar ve "Bu aslında sahte film, orijinali bir Macar filmidir" derdi. Açıkçası o sözün bir şehir efsanesi olduğunu düşünmüştüm. 90'ların sonunda Macar filmini kim kaybetmiş de bulup izlenecek. Dahası bunu diyenler, filmi çok daha öncesinde izlediklerini iddia ediyordu.

Oysa filmi zamanında TRT vermiş ve birçok kişiyi etkilemiş. TRT'nin etkileyici olduğu yıllar. Gerçekten de Zoltan Fabri'nin filmi dedikleri kadar varmış. Yıllar yıllar sonra filmi bir festival kapsamında izledim. Çok şanslı hissediyorum kendimi. Yanımdaki 'dinazor'ların ufak bir kısmı filmi ilk defa izliyordu ama birçoğu için tekrar gösterimdi. Buna rağmen duygu yoğunluğu taştı gitti.

Filmin kendisi zaten harikaydı ama onun yanında filmi izleme deneyimim de güzel katkı verdi. Her zaman salonlarda yaşanmaz bu. En azından ben yaşayamıyorum. Yıllardır merakla beklediğim filme denk gelmesi güzel oldu.

Filme gelirsek; Zafere Kaçış'tan daha gerçekçi, daha sert, daha teknik. Her anlamda bir şaheser. Zafere Kaçış bir futbol filmi ama  Ket felidö a pokolban için benzer bir sınırlandırma haksızlık olur. Bir kere sapına kadar politik film. Hemen ardından alacağı sıfat da felsefe ve psikoloji ile alakalı olmalı. Futbol; taklidindeki kadar merkezde değil.

Bayılacağımı biliyordum ama bu kadar etkili olacağını düşünmemiştim. Savaşın sona ermesinden sonra geçen 20 senede yapılan her filme saygım var. Sıcağı sıcağına bu işler... Harika...

Hiç yorum yok: