Salı, Eylül 1

Çam ve Sakura Yemek Festivali


Türkiye'de günlük Corona vaka sayısı giderek artıyor. Hatta ne olursa olsun bir şekilde bağlı olduğumuz Avrupa'da da bir yükseliş var. Bu yükselişi iyi analiz edip kendimizi hazırlamak lazımken daha çok birbirimizi yemekle meşgulüz. Düğüne gidenler sokakta gezenleri, sokakta gezenler namaz kılanları, namaz kılanlar tatile gidenleri suçluyor. AVM'ye gideni sorumsuzlukla suçlayan bir süre sonra sinemaya gidiyor, sokağa çıkan "Bu ne kalabalık" diyerek sokağın fotoğrafını çekiyor. Farklı semtler birbirlerini, farklı görüşler karşısındakini eleştiriyor. Muhalefet iktidarı, iktidar ise en çok plaja gidenleri suçluyor!

Ülke ikiye bölünmüşken biz de bu yazıda iki ayrı kesimi değerlendirmeden geçemeyiz. Önce muhaliflerden başlayalım. Bu süreçte sınıfta kalan oluşumlardan biri. Muhalefetin, çözüm odaklı olduğunu düşünemiyorum. Bunu hissettiremediler. Toplumun önemli bir kesiminde de bu duygu var. Marttan beri de aynı şekilde ilerliyorlar. En önemli savları rakamların yanlış olduğu ama onu ortaya çıkarabilecek somut bir şey de gösteremediler. Hatta en son belediye başkanları online bir toplantıda bu konuda hakkında bir şeyler söylemeye çalıştılar ama somut bir şey gelmedi. Üstelik toplantının en sonunda Mansur Yavaş "Rakam 30'a 100 diyelim" şeklinde konuşarak çarptırmanın meşru bir yol olduğunu dillendirdi. Bir diğer konu da kısıtlama taleplerindeki tutarsızlıklar. Orta sınıf rahatına güvenerek 'karantina' isteğinde bulunan muhalefet, diğer yandan konvoylarına, festivallerine devam ediyor. Veya İBB Kurban Bayramı'nda ve 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda otobüsleri ücretsiz yaparak halkı sokağa çıkmaya ve kalabalık oluşturmaya teşvik edebiliyor. Zaten bir yandan hükümetten sert tedbirler isterken, bir yandan da salgın kurallarına uymayanlara kesilen cezaların affını talep etmek de çelişkili duruyordu.

Fakat yine de bu işin esas sorumluluğu devlete ve iktidara aittir. Zaten esas konumuz orası. Ortalıkta karman çorman bir durum var. Çok sıkıntılı geçmesi beklenen salgın sürecinin (Mart-Haziran arası) çok da kötü yönetildiğini düşünmüyorum. Fakat bugünlerde, yani normalleşme sonrasında oluşan kaosun bir sebebi olmalı. Ve bu bir iletişim sorunundan kaynaklanıyor. Sağlık Bakanlığı (Bilim kurulu ile beraber) ilk başta önlemlerini iyi aldı ama sonrasında diğer bakanlıklarla beraber sürecin nasıl yönetileceği ıskalandı.

İşte o ıskalanma halinin sembolü benim gözümde geçen hafta yaşandı. Pandemi döneminden en kârlı çıkan isim Acun Ilıcalı'ydı. Önce iki ay boyunca herkes evde oturup Survivor izledi. Yarışma izlenme rekorları kırdı. Tahmin ediyorum ki normalleşme sürecine denk gelen final maratonu o kadar izleyici bulmamıştır. Ona rağmen yine de listelerde devamlı zirvedeydi. Aynı izlenme oranları yakalamasa da şu an zirvede yeni bir yarışma var; Masterchef.

Melih Şendil'in kariyerini bitiren dostum Mustafa, esasında son altı ayını spor programlarına değil TV 8 yarışmalarına ayırmıştı. Kendisiyle de Whatsapp üzerinden devamlı yarışmalar hakkında konuştuk. Hatta Survivor zamanında Evrim'e karşı bir cephe de oluşturduk. Sonra ben normalleştim o izlemeye devam etti. Masterchef'e de başladı. Bense ucundan bakıyorum. Elemeler sonra erip esas kadrolar oluşur oluşmaz, henüz ilk haftada Mustafa bana "Acun neden dış çekim yapmadı" dedi ve ekledi: "Eğer Acun'u biraz tanıyorsam, kesin sağlıkçılara yemek yapar"!

Ben ihtimal vermedim ve karşı çıktım. Şu an salgın dönemindeyiz. Ne kadar normalleşme olsa da, hastaneler yoğun. İnsanlar hastaneye gitmeye korkuyor. En basit rahatsızlıkları olanlar hastalıklarını sineye çekti, evde duruyor. Bazı kemoterapi gören hastalar bile zar zor randevu alarak, korka korka hastanelere gidebildi. Televizyonlar devamlı "Zorunlu olmadıkça hastaneye gitmeyin" uyarısı yapıyor. Böyle bir dönemde bir kanalın 16 yarışmacı ve dev bir çekim ekibiyle bir hastaneye gideceğine ihtimal vermemiştim.

Mustafa "Olacak" dedi ve oldu. Hem de gerçekten ilk haftadan. Masterchef yarışmacıları, zor şatlar altında olan sağlıkçılara moral olması açıcından Çam ve Sakura Hastanesi'ne gitti ve yanlış hatırlamıyorsam 9 sağlık çalışanına yemek yaptı. Eminim tüm sağlık personeli çok mutlu olmuştur bu ziyafetten!

Fakat asıl sorun işte burası. İletişim! İnsanlardan olayın ciddiyetini kavramasını talep etmek, kurallara uymasını istemek, hatta kötü gidişattan onları sorumlu tutmak için elinizden gelen her şeyi yapmalısınız. Onlara sadece kural dayatamazsınız. Eğitim, insanları yeni düzene alıştırmaktan ve onları ikna etmekten geçer. Bu hamle, toplumu yönlendirmek için çabalamadığınızı gösteriyor. Televizyonu açan bir insan (en çok izlenen programdan bahsettiğimize göre milyonlarca insan), bir hastanede yarışma programı çekildiğini görüyorsa ertesi gün nasıl hareket eder? İnsanlar iyi veya kötü, az veya çok bir şekilde kendilerini sıkarken, bazıları akrabalarını dostlarını uzun zamandır göremezken veya toplum kendi içinde 'siz plaja gittiniz, siz düğüne gittiniz' kavgası yaparken, bir hastanede yemek yarışması düzenlenmesi ne anlama gelir?

Bu yeni bir durum değil zaten. Normalleşmenin Haziran'ın ilk haftasında başladığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Normalleşme CNN Türk'te, Corona konuşan Mehmet Ceyhan yerine darbe söylentilerinden bahseden Mehmet Metiner konuk olduğunda başladı. İnsanlar Corona haberlerini daha az görünce normalleştiler aslında. Kırmızı bantlar alt ekrandan kalkınca "Demek ki ciddi bir şey kalmadı" diye düşündüler. Doğu bir bakış açısı mı? Elbette değil. Fakat bu toplum böyle besleniyor ve siz toplumu yönetiyorsunuz toplumun ezberlerine göre hareket etmelisiniz. Üstelik böylesine olağanüstü ve bilinmedik bir durumla karşı karşıya geldiğimizde, her şeyi halktan beklemek de mümkün olamaz. İnsanları yönlendirmek sizin göreviniz. Üstelik sene 2020'yken; yani elinizde bir sürü imkan varken bu çok daha kolay...

Şu an vaka sayıları 1500 civarına yükseldi. Mayıs ortasında da benzer rakamlar, hatta belki biraz daha az, en azından aşağıya doğru inen bir ivme vardı. Fakat o zaman insanlar biraz daha tedirgin, biraz daha korunaklı, biraz daha ilgiliydi. Zira tüm televizyon kanalları (Survivor dışında) Corona ile ilgili yayınlar yapıyordu. Şimdilerde vaka sayılarını düzenli olarak kontrol eden insan sayısının bile çok az olduğunu düşünüyorum. Zira toplumun mantığı şöyle işliyor; ciddi bir şey varsa televizyon söyler.

Bu "Rakamlar doğru mu yoksa saklanıyor mu?" veya "Televizyon doğruyu mu söyler" tartışması değil. Neredeyse tüm televizyon kanallarını yönlendirebilen, onlara istediği yayınları yaptırabilecek güce sahip bir hükümetten bahsediyoruz. Halkın bilinçlenmesi veya biraz kendine gelmesi için günde bir saatlik Corona yayını yaptırsa, Bilim Kurulu üyeleri yine çıkıp azar azar konuşsa çok faydası olur. Belki de yönetenlerdeki genel düşünce bir panik havasından kaçınmaktır. O nedenle televizyonu böyle sert haberlere ayırmak istemiyorlardır. İkna olmasak da bu da kabul. Fakat bir hastanede yemek yarışması ne demek? Bu işte bambaşka bir mesaj...

Bütün haber kanalları Haziran'da darbe söylentilerini tartıştı, şimdi 'Doğu Akdeniz' konuşuluyor. Acun yarışmasına devam ediyor. TFF maçları seyircili oynatacağını açıklıyor. Sağlık Bakanı her gün sıcak ve komik tweet'leriyle virüs korkusunu azaltıyor. Sonra dönüyoruz birileri "Siz niye düğüne gittiniz" diye kızıyor, öbürleri tatile gidenlere küfür ediyor. Gerçi bu kendi hayat tarzını yücelten, diğerini yeren anlayışın plakasını Mart ayında almıştık. Fakat artık sorunu başka yerde aramak lazım. Televizyona bakınca gördüğümüz manzara daha rahatsız ediciyken, veya televizyonda gördüğümüz karakterler hayatlarına devam ederken birbirimizi yemeye gerek yok...

Önce onlar kısıtlasın kendilerini!


Hiç yorum yok: