Pazartesi, Şubat 23

Maç Keyfi


Konuyu dağıtalım yavaş yavaş. Galatasaray ve Bülent ekseninden çıkalım. En azından bir Bordeux maçı sonrasını bekleyelim. Aslında martın sonuna kadar beklemek lazım ama bir şeyler yazma-söyleme konusunda milletçe sabırsız olduğumuzun farkındayım.

Haftasonu hiç yazı yazmadım. Baya maç izledim ama. Cumartesi Malatyaspor-Rizespor maçıyla başladı. O bitti Galatasaray-Erdemir maçına döndük. Bu maç için Trabzonspor-Denizlispor maçını feda ettik. Ama 60.dakikada yenilen golün sonrasında yapılan geleneksel 61.dakika kutlamalarını izledik. Akşamında Fenerbahçe'nin Ankara deplasmanına baktım.

Pazar günü Sami Yen'deydim. Yazının konusunu ise bu maçtan önce izlediğim Sakaryaspor-Giresunspor maçı oluşturuyor.

Futbol maçlarını takip eden insanlardan sık sık duyuyorum. Türk futbolu çok kalitesiz, Avrupa Ligleri muazzam. Tempo çok yüksek, top iki kalede vs.... Doğrudur. Tempo yüksek olabilir, topçular kusursuz olabilir. Ama bir maçtan zevk alabilmek için illa herşeyin doğru yapılması mı gerekiyor?

Sakaryaspor-Giresunspor maçı 6 puanlık diye tabir edilen maçlardan biri. Ligde kalmak için oynayan iki takım. Ligin en kötü iki takımı diyebiliriz. Bir Barca-Real, Inter-Milan değil yani.

Sakarya'da karşı karşıya geldiler. Maç Nou Camp, Old Trafford gibi bir stadyumda değil. Bozuk bir zeminde, saat 13.00'te, arkasından apartamanların gözüktüğü tribünlere sahip bir stadyumda oynadılar.

Mourinho,Ferguson, Capello yoktu başlarında. Bildiğin "kör" Engin ile "kazma" Ali Eren vardı.

Lampard, Gerrard, Kaka yerine Özgürcan Özcan, Okan Koç, Metin Aktaş en ünlü futbolcular.

Kop, Curva falan yok, Maraton tribünde olan Tatangalar var.

Evet futbolun doğruları yapılmadı maçta. Pas hatası çok yapıldı. İki metre önüne pas atamayan orta sahalar, denediği 20 çalım girişiminde de önündeki bekleri geçemeyen açıklar. Karşı karşıya pozisyonda kaleyi tutturamayan forvetler, kademeye giremeyen stoperler. Ama zevkliydi işte.

Futbolu sevmeye La Liga'dan, Premier Lig'den başlamadık ki. Kendi ligimizden bile başlamadık. Sokakta büyükler oynuyordu öyle sevdik. Biz de oynamaya başladık. Şu an hiç bir maçtan kendimizin oynadığı herhangi bir maç kadar zevk alabilir miyiz?. O maçlar çok mu kaliteliydi. Bloklar arası bağlantı mı vardı?

Türk Ligleri'ni bu kadar düşük görmeyi anlamıyorum. Bunun tek sebebi kendi değerlerimizi aşağılamaktan duyduğumuz haz olsa gerek. Aslında bir futbol maçını izlerken sıkılmayı da anlamıyorum. Evet bazı maçlar diğerlerinden daha güzeldir. Ama bunun ligle, kaliteyle alakalı olduğunu sanmıyorum. Bir maçtan zevk alabilmek için illa herşey doğru mu olmalı. Robot vari futbolcular mı olmalı?

Sakarya-Giresun maçı güzeldi. İnanılmaz zevk aldım. Her an her şey olabilirdi çünkü. Uzun süre 0-0 devam etti, tek gol oldu 90 dakikada. Kimse futbolun evrensel doğrularını uygulmadı, ama iki takım oyuncuları da koştu mücadele etti, hırslandı, kaydı, düştü, kalktı, çelme taktı, tekme yedi. Bildiğin mahalledeki maç işte. Futbolun en saf, naif, doğal hali. Tribünler muazzamdı zaten. Ben bile çıkıp oynamak istedim Sakaryaspor için. 90 dakikanın bir ömür gibi her şeyi yaşattığı maçlardan biri. Bu maçlar Türkiye'de alt liglerde de oluyor, Şampiyonlar Ligi'nde de. İlla popüler isimler gerekmiyor bazı şeyler için. Futbolu seviyoruz deniyorsa, bu da futbol, bu da sevilir. "Futbolu çok seviyorum o yüzden Avrupa Ligleri'ni takip ediyorum Türkiye Ligi'nde futbol oynanmıyor" denmesin. Bu da futbol çünkü, inandırıcı olmuyor bu söylem, yapmacık geliyor.
Kötülemeyin şu ülkenin futbolunu işte, keyif alın. Nokta.

Hiç yorum yok: