Pazar, Eylül 13

Galatasaray 3-0 Beşiktaş


2 sezonluk aradan sonra, 3 sene sonra tribünde izlenen bir GS-BJK maçı. Bu maçların Galatasaray için havası başka. Fenerbahçe maçından daha farklı. En azından benim için. Çünkü Fenerbahçe maçlarında olmayan bir gariplik hakimdir.

Şöyle anlatalım. Fenerbahçe maçları muhakkak en önemli maçtır. Mutlak kazanılması gerekir. Ama karşınızdaki rakip en az sizin kadar güçlüdür. Saha içinde o gün olmasa da camia olarak iki denk kuvvet karşılaşır. Yani o maçlarda Fenerbahçe'nin kazanması derbi defterinde süpriz sayılmayacağı için çok şaşırtmaz. Bu bilinçle beklersiniz derbiyi.

Beşiktaşlı arkadaşlar alınmasın ama Beşiktaş maçları öyle olmuyor. Beşiktaş'a tutan şansımızın zihinlere işlemesi de olabilir bu. Beşiktaş'ı yenmek doğal bir durum gibi karşılandığı için yenilmek, özellikle de Sami Yen'de dumura uğratıyor. MANU-CİTY maçları gibi düşünebiliriz. United'ın City'e yenilmesi futbol açısından süpriz olur. Olur da yenilirse, bu derbi olmasının etkisiyle 2 büyük vurguna neden olur United taraftarı için.

Maçtan önceki 1 hafta boyunca iddialı konuşan Galatasaraylılar'ı anlamak mümkündü bu açıdan. Fakat bu "ya olursa" senaryosunu kuranların içinde bir ciddiyet vardı. Sanırım dün maça gelenler bu ciddiyete hakim insanlardı.

Tribünden başlayalım. Çünkü maçı da onlar başlattı. İlk dakikada çekilen üçlüden sonra nadir olan bir olay oldu ve "milyonlarca" girmedi. Saldırın durmadan ile çıkan ses inanılmazdı. Kendi sesimizi duyamadık. Dakikalar boyu devam eden tezahürat golü getirdi. Maçın ilk düğümü orada çözüldü.

Hemen çok tartışılan eskiaçık - kapalı sorunu hakkında bir yorum getireyim. Eski açık kapalıdan daha çok ses çıkarıyor. Fakat kapalı'nın oyuna katkısı inanılmaz boyutlarda. Eski açık çılgınlar gibi top oynayan ama gol atmakta sıkıntı çeken İlhan Mansız gibi. Kapalı ise, aklı ile top oynayan ve skora etki eden Shabani Nonda. Yeter ki gücü yerinde olsun. Dün de bana göre gücü yerindeydi. İkinci yarının başında "Bu sene sensin şampiyon"u ilk defa sıkılmadan söyledim. Sinerji inanılmaz boyutlarda burada.

Takıma gelelim. Maçın yıldızı tartışmasız Sabri. Bunu dile getirmemiz lazım. Ekşi sözlük yazarları şimdi neler yazmıştır bilmiyorum, dönüp de bakmıyorum, merak etmiyorum. Ama Türk futbolunu oradan şekillendirmeye çalışanlara selam yolladı Sabri. İlk paragraf, ilk söz onun olmalıydı.

İkinci adam Mustafa Sarp. Top ayağında olunca onunla kavga etse de, bulduğu formayı çıkarmamak için yaptığı kavga daha çok öne çıkıyor. Anadolu'dan gelip bu kadar kısa zamanda formayı kapan pek olmaz. Yanında oynayan Topal ne zorluklarla bu takıma girdiğini unutmamalı. Dün takımın bana göre en kötüsüydü Topal. Neyse ki yanında Sarp vardı.

Burada hemen Rijkaard'a parantez açalım. İkinci golde payı olan Topal'ı ve golü atan Baros'u çıkarmadı. O ana kadar etkisiz olan Baros çıkmak üzereydi oysa. Kenarda Nonda'yı gören Baros hemen golünü attı. Nonda da böyle bir adam işte. Saha kenarına gelmesi yetiyor oyunun şeklini değiştirmek için. Topal maç 1-0 devam etseydi çıkardı sanıyorum. Ama 2-0 olunca, kötü oynayan topçuyu çıkarıp moralini bozmaya gerek yoktu.

İkinci gole kadar geçen dakikalar en çok zorlandığımız anlardı. Nihat'tan tek santrfor yaratmaya çalışan Denizli, Bobo'yu oyuna sürünce dengemiz dağıldı. Ve tabi ki Yusuf. Müthiş bir adam. Mondragon'un belalısı. Lakin Franco'ya vız geldi. Yusuf'un müthiş şutunu poz vererek kurtardı Franco. Çok zor anlardı o anlar. Bu arada herkes o kurtarıştan bahsediyor ama akabinde Franco'nun attığı top unutulmamalı.

Galatasaray geri 5 lisinin en iyi top kullanan adamı Leo. Bunda maç öncesi ona oyuna top sokma çalıştıran Nezihi Hoca'nın payı büyüktür muhakkak.

O dakikalarda Leo iyi direndi. Takım iyi direndi. Tribün yavaş yavaş geriliyordu ama an bir kontra gol getirdi.

Baros'a geri dönelim. Onun hakkında kötü demek olmaz. Etkisizdi. Ama şunu da unutmamalı, yediği dayanın haddi hesabı yoktu. Biri vatandaşı Sivok'tan mesela. İlk golden sonra sol taraftan topla attığı depar ve akabinde vurduğu falsolu şut bile onun kalitesi için yeterli bir veri. Otur izle sabaha kadar. Baros kolay vazgeçilecek bir futbolcu değil.

Aşık ve Servet zaman zaman korkuttular bizi ama canları sağolsun. Hakan Balta sağlamdı. Keita zaman zaman iyidi, zaman zaman silindi. Fakat Kewell'a attığı iki nefis orta vardı. Usta, o toplara çok akıllıca vurdu ama ikisi de direği yaladı. Onlar gol olsaydı, bugün "Beşiktaş, Galatasaray'ı ikinci yarının başında zorladı." cümleleri yazılmayacaktı. Kewell için de bir alkış yine de. İyi değildi ama ortalamanın altına düşmedi.

Keita hücumda pek varlık gösteremese de (bana göre Beşiktaş'ın en etkili 2 isminden biri vardı) savunmada çok iyidi. Keita'nın çalımları, deparları çok konuşuluyor ama savunma gayreti gözden kaçmamalı. Sabri-Keita bana göre takımın en iyi anlaşan ikilisi. En azından en verimlisi diyebiliriz.

Barış oyuna girince orta saha hareketlendi. Baya zamandır eleştirilen Barış da burada "helal olsun"u hakediyor.

Beşiktaş ise beklediğim gibi. Maalesef kötü. Takımın en etkili iki adamı bana göre Serdar ve İsmail idi. Tabata bekleneni veremedi. Nihat, bir kez yan hakeme parmak sallarken görüldü, başka da yoktu. Ernst yalnız kaldı. Çok beğenilen savunma ilk yarıda çok açık verdi. Beğenilmeyen hücüm hattı, gerçekten kötüydü. Bu sene izlediğim ilk Beşiktaş takımı buydu. Son izlediğim maç geçen senenin 33.haftasıydı. İki maç arasında pek bir fark yoktu. Skordaki farkı yaratan; biz şanssız değildik ve Yusuf sadece 45 dakika oynadı.

Sonuçta iyi oynamasak da ağırlığımızı koyarak maçı kazanmasını bildik. Maçtan önce kendilerine oldukça güvenen, bu güveni de "Galatasaray kolay takımlarla oynadı" cümlesine bağlayan ünlü-ünsüz, yazar-okur, genç-yaşlı tüm Beşiktaşlılar'a da sormak lazım. Galatasaray'ın bu galibiyeti ilerleyen haftalar için ölçü müdür, yoksa hala ciddi bir rakiple oynamadı mı?

Hiç yorum yok: